Peygamber Aleyhisselâmın Kayser Herakliyus’a Tebük’ten Mektup Gönderişi
Peygamberimiz Aleyhisselam, Tebük’te bulunduğu sırada, Kayser Herakliyus’a bir yazı yazdırdı. Yazıyı yine ona Dıhyetü’l-Kelbî ile gönderdi.
Peygamber Aleyhisselam, yazısında şöyle buyurdu: “Allahın Resûlu Muhammed’den Rumların Sahibine! Seni İslâmiyete davet ediyorum! Müslüman olursan, Müslümanların sahip oldukları haklara sen de sahip olacaksın! Onların mükellef bulundukları vecibelerle sen de mülekkef olacaksın!
İslâmiyete girmeyeceksen, cizye verirsin! Çünkü, Yüce Allah, ‘Kendilerine Kitab verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberin haram kıldığı şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyenler ile, kendi zelil ve hakir elleriyle cizye verecekleri zamana kadar çarpışınız!’ buyuruyor.
Kendin Müslüman olmadığın takdirde, teb’anla İslâmiyet arasına gerilme! Onlar ya İslâmiyete girerler, ya da cizye verirler.”
Kayser Herakliyus’un Hıms’tan Peygamberimiz Aleyhisselâma gönderdi elçisi Tenuhî der ki: “Kayser, yazıyı okuyup yanına, tahtının üzerine koydu. Rum keşişlerini ve devlet adamlarını çağırdı. Kapıları kapattırdı.
Onlara: ‘Şu (Peygamber olduğunu söyleyen) zat size bir elçi gönderdi. Bir de, yazı yazıp sizi üç şeyden birini seçmekte serbest bıraktı:
Ya onun dinine tabi olacaksınız! Ya onun üzerinize salacağı cizyeyi ödeyip yurdunuzda bulunduğunuz hal üzere kalmayı kabul edeceksiniz? Ya da onunla savaşmak üzere karşılaşacaksınız? deyince, burunlarından homurdanmaya başladılar ve:
‘Biz ne dinimizi, atalarımızın dinini bırakıp onun dinine gireriz! Ne de onun üzerimize cizye salmasını ve onu kendisine ödemeyi kabul ederiz! Fakat onula karşılaşır ve savaşırız!’ dediler.
Kayser:
‘Vallahi, okuduğunuz kitablardan öğrenmiş bulunuyorsunuz ki;o, şu ayağımın altındaki yeri bile ele geçirecektir!’ dedi.
Kayser, Hıristiyan Arapların işlerine bakan bir adamı çağıdı ve ona:
‘Dili arap dili olan, söyleneni iyi ezberleyen bir adamı bana çağır! Onu şu Zata yazısının cevabıyla birlikte göndereceğim!’ dedi.
Beni Kayser Herakliyus’un yanına götürdüler. Herakliyus bana bir yazı verdi ve: ‘Yazımı o zata götür! Sakın onun söylediklerinin hiç birbirini zayi etme, unutma! Benim için, onun söyleyeceklerinden şu üç şeyi ezberinde tut:
Bak bakalım: bana yazmış olduğu yazı hakkında bir şey söyleyecek mi? Bak bakalım: Yazımı okuduğu zaman ‘gece gündüz’ sözünü anacak mı? Bak bakalım: Kendisin sırtında, seni şüphelendirecek bir şey görebilecek misin?’ dedi.
Yazı yanımda olduğu halde Tebük’e geldim.
O sırada Resûlullah ashabının arasında –dizlerini dikip iki elini kavuşturmuş olarak- su başında oturuyordu.
Onlara:‘Sahibiniz, efendiniz nerede?’ diye sordum. ‘İşte, orada oturuyor!’ denildi.
Yanına kadar varıp önüne oturdum. Yazıyı kendisine sundum. Alıp yanına koydu.
Bana:‘Sen kimlerdensin?’ diye sordu.
‘Ben Tenuhlardan bir kimseyim!’ dedim.
Bana:‘Sen İslâmiyete, hanif olan islâmiyete, baban İbrahim’in dinine girsen olmaz mı?’ diye sordu.
‘Ben bir kavmin yanından gelen elçisiyim ve o kavmin dinindeyim. Onların yanına dönüneceye kadar da onu değiştiremem ve ondan ayrılamam!’ dedim.
Güldü ve: ‘Sen her istediğini hidayete erdiremezsin! Fakat Allah’tır ki, kimi dilerse ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir’ âyetini okudu.
‘Ey Tenuhî kardeş! Ben Kisra’ya bir yazı yazmıştım. O, o yazıyı yırttı. Vallâhi, kendisinin saltanatı da öyle parçalanacaktır!
Necaşi’ye de bir yazı yazmıştım. O da onu yırttı. Vallahi, kendisinin saltanatı da öyle parçalanacaktır!⋆
Senin hükümdarına da bir sahife yazmıştım. O, onu tuttu, yırtıp atmadı. Kendisi yaşadığı müddetçe, Rum halkı onun yüzünden sıkıntı çekmeyecekler, hayır görmekte devam edeceklerdir!’ buyurdu.
Kendi kendime: ‘İşte, hükümdarımın bana tavsiye ettiği üç şeyden biri!’ dedim.
Hemen ok çantamdan bir ok alıp kılıcımın kınına bunu yazdım.
Resûlullah, bundan sonra, Herakliyus’un yazısını solunda oturan bir adama verdi.
‘Yazıları size okuyacak adamınız kimdir?’ diye sordum.
‘Muaviye!’ dediler. Muaviye yazıyı okumaya başladı:
‘İsa’nın geleceğini müjdelediği Resûlullah Muhammed’e, Rum hükümdarı tarafından yazılan yazıdır: Elçin, yazınla birlikte bana geldi. Ben senin yanımızdaki İncil’de bulduğumuz Resûlullah olduğuna şehâdet ediyorum! İsa b. Meryem senin geleceğini bize müjdelemiştir.
Ben Rumları sana inanmaya davet ettim, yanaşmadılar. Eğer onlar beni dinleselerdi, haklarında hayırlı olacaktı. Ben senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi, ayaklarını yıkamayı, ne kadar arzu ederdim! Ben Müslümanım!”
Herakliyus’un mektubu okunduğu zaman, Resûlullah Aleyhisselam: “Yalan söylüyor Allah düşmanı! Müslüman değildir! Fakat o Hristiyanlık üzerinde bulunuyor!” buyurdu.
“Hükümdarımın yazısındaki, ‘Beni genişliği göklerle yer kadar olan ve müttakiler için hazırlanmış bulunan Cennete davet ediyorsun! O halde, Cehennem nerededir?’ sözüne gelince, Resûlullah: ‘Sübhanallah! Gündüz gelince, gece nerededir!’ buyurdu.
Ben yine ok çantamdan bir ok çıkarıp kılıcımın kınana bunu da yazdım.
Getirdiğim yazının okunması bitince, Resûlullah: ‘Senin bir hakkın vardı. Sen bir elçi idin. Eğer yanımızda bağışlanacak bir şey olsaydı, onu sana bağışlardık. Ne çare ki, biz seferber haldeyiz!’ buyurdu.
Toplanmış bulunan halk arasından biri: ‘Ben ona bağışını vereyim!’ diye seslendi. Yükünü açtı, altlı üstlü, sarı bir elbise getirip yanıma koydu.
‘Bu bağış sahibi kimdir?’ diye sordum. ‘Osman’dır!’ denildi.
Resûlullah, benim hakkımda: ‘Bu zatı hanginiz konuklayacak, ağırlayacak?’ diye sordu.
Ensar gençlerinden biri: ‘Ben!’ dedi.
Ayağa kalktı, ben de ayağa kalktım. Oturduğum meclisten kendisiyle birlikte çıkıp gittiğim sırada, Resûlullah, bana: ‘Tenuhlardan olan kardeş, gel!’ diyerek seslendi.
Hemen geri döndüm. Kendisinin önünde oturduğum yere kadar varıp ayakta durdum.
Belinin kuşağını çözüp sırtını açtı.
Bana: ‘İşte, emrolunduğun şey orada! İyice bak!’ buyurdu.
Halbuki, ben onu unutmuştum!
Çevrelenen halkın arka tarafına geçtim.
Resûlullah, ridasını sırtından indirdi. Bir de ne göreyim: iki omuzunun kürek kemiği arsında, kulak kıkırdak kemiği yumuşaklığında, büyükçe bir ben mühür!”
1 Tevbe: 29 ↩ metne dön
2 Kasas: 56 ⋆ Bu Necaşî, Müslüman olan, vefatı üzerine Medine’de gıyaben cenaze namazı kılınan Necaşî Ashama değildir. (İbn Hazm, Cevami, s:30) ↩ metne dön
3 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c:3, s:441-442; c:4,s:74; Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c:1, s:226 ↩ metne dön
Kaynak: Herkul.org · Necdet İçel