Halime Hatun'un ailesinin Peygamberimiz Aleyhisselâm yüzünden hayra ve geçim bolluğuna kavuşması hadisesidir.
Halime Hatun, hatıralarını anlatmaya devamla derki: “Ben onu, ancak başkasını bulamadığım için almıştım.
Binitimin ve yolculuk eşyalarımın yanına döndüğüm ve kucağıma alıp emzirmek istediğim zaman, ona, memelerimden, dilediği kadar süt geldi!
O da, onunla birlikte sütkardeşi de, kanasıya emdiler ve uyudular. Peygamberimiz aleyhisselam, daima sütannesinin memesinden birisini emmekle yetinip diğerini emmekten kaçınır; onu süt ortağı, süt kardeşi Abdullah’a bırakırdı.
Halbuki bundan önce, bizim çocuk, kendisiyle birlikte bizi de hiç uyutmam işti.
Kocam, kalkıp o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığı zaman, onun da memelerinin sütle dolu olduğunu gördü. Kendisi, ondan, içeceği kadar süt sağıp içti.
Kendisiyle birlikte, ben de içtim. Her ikimiz de süte kandık ve doyduk! Bambaşka ve hayırlı bir gece geçirdik.
Sabaha çıktığımız zaman, kocam, bana: Vallahi, ey Halime! İyi bil ki, sen mübârek bir çocuk almış bulunuyorsun’ dedi. 'Vallahi, ben de böyle olmasını umuyor ve diliyordum’ dedim. Sonra, hayvanıma bindim. Çocuğu da kucağıma aldım.”
Haris ise yaşlı devesinin üzerine bindi; Sirer vadisinde yol arkadaşlarına yetiştiler. “Kadınlar 'Ey Halime! Ne yaptın' diye sordular. 'Vallahi, hayır ve bereketi en büyük olan bir çocuğu görüp aldım.' 'Yoksa o kucağındaki, Abdulmuttalib'in oğlu [torunu] mu?' dediler.
'Evet!' dedim. Kadınlarımızdan bazılarının kıskandıklarını gördüm. Vallâhi, benim merkebim öyle hızlı gidiyordu ki, hepsinin önüne geçti. Kafiledekilerin merkeplerinden hiçbirisi ona yetişemediler.
Nihayet, kadın arkadaşlarım, bana: 'Ey Ebu Züeyb'in kızı! Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi beklesen a? Gelirken üzerine binmiş olduğun merkep bu değil miydi?' diyerek sesleniyorlar; ben de onlara:
'Evet! Vallahi, işte o merkeptir' diyordum. Şaşırıyorlar ve: 'Vallahi, buna şaşılacak birşey olmuş!' diyorlardı. Nihayet, Benî Sa'd yurtlarındaki evlerimize geldik.
Ben; Allah'ın yarattığı yerlerden, Benî Sa'd yurdundan daha kurak bir yer bulunduğunu bilmiyorum. Fakat çocuğu yanımıza getirdiğimizden beri, davarlarımız akşamları karınları tok ve memeleri sütlü olarak dönüyor ve biz de onlardan süt sağıp içiyorduk.
Halbuki hiç kimse, davarlarından sağıp içecek bir damla süt bulamıyordu. Hatta kavmimizden, çevremizde bulunanlar, çobanlarına: 'Yazıklar olsun size! Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede yayıyor, otlatıyorsa, siz de onunla birlikte yaysanız ya' diyerek çıkışmakta idiler. Fakat onların davarları akşamlan karınlan aç, memelerinde bir damla bile süt sızmaz bir halde dönerlerken, bizim davarların karınları tok, memeleri sufle dolu olarak dönerlerdi!
Yüce Allah, bize, onun (Peygamberimiz aleyhisselâmın) yüzünden hayır ve bereketi arttırdı durdu. Onun büyüyüp yetişmesi de başka çocuklara benzemiyordu.”
1 İbn İshak-İbn Hişam, Sîre, c:1, s:172-173; Taberî, Târih, c:2, s:127; Beyhakî, Delâil, c:1, s:134;İbn Seyyid, Uyünu'l eser, c:1, s:33 ↩ metne dön
Kaynak: Herkul.org · Necdet İçel