Peygamberimiz Aleyhisselâmın Abs Oğullarına Hâlid b. Sinan'ı Soruşu ve Onlara Onun Başına Gelenleri Haber Verişi
Abs oğullarından Medine'ye üç kişi daha geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onlara Hâlid b. Sinan'ı sordu ve onun başından geçenleri onlara anlattı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Enuşervan (Nûşirevan) devrinin sonlarına doğru doğmuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın geleceğini, İsa Aleyhisselâm gibi, Hâlid b. Sinan da müjdelemişti.
Hâlid b. Sinan Abs oğulları kabilesini doğru yola kılavuzlamak istediği zaman, onlar ona inanmadılar.
İçlerinden, Kays b. Züheyr: “Eğer şu kayalıktan üzerimize bir ateş çağırır, akıtırsan, sana tâbi oluruz. Çünkü sen bizi ancak ateşle korkutabilirsin! Sen bize böyle bir ateş akıtmayacak olursan, seni yalanlar dururuz!” dedi.
Hâlid b. Sinan: “Bu, aramızda bir ahd ve mîsâk olsun mu?” dedi.
Abs oğulları: “Evet!” dediler.
Bunun üzerine Hâlid b. Sinan abdest aldı, sonra da: “Ey Allah'ım! Beni yalanladılar. Sen şu kayalıktan üzerlerine bir ateş seli akıtmadıkça, bunlar bana inanmayacaklar!” diyerek dua etti.
Abs oğulları kabilesinin Hidsan dedikleri, deve boynu gibi uzanan bir ateş zuhur etti! Ateşin ışığı, gece karanlığında, sekiz gecelik yere kadar olan mesafeyi aydınlattı. Ateş, uzandığı yerde hiçbir şey bırakmadı, kastı, kavurdu!
Abs oğulları: “Ey Hâlid! Sen onu geri çevir! Biz artık sana inanacağız!” dediler.
Hâlid b. Sinan, Abs oğullarına: “Ey kavmim! Size zarar veren bu ateşi söndürmemi, Allah bana emretti.
Her aileden bir adam, benimle birlikte gelsin!” dedi.
Abs oğullarından Umare b. Ziyad: “Ey Hâlid! Vallahi, sen bize şimdiye kadar hak ve gerçekten başka şey söylememiştin! Şimdi, ateşi söndüreceğini söylüyorsun! Ama senin ateşe karşı halinin, ateşin de sana karşı halinin ne olduğunu pek bilmiyoruz!” dedi.
Bunun üzerine, Hâlid b. Sinan, ona: “Sen benimle birlikte gel!” dedi.
Umare b. Zeyd, yanına Abs oğullarından otuz kişi alarak, birlikte gittiler. Dağ tarafındaki Eşca’ kayalığına doğru ilerlediler.
Hâlid b. Sinan, orada bir çizgi çizdi, onları orada oturttu. Onlara: “Sakın, sizden hiç kimse bu çizgiden ileri geçmesin! İleri geçen yanar! Eğer ben gecikirsem, sakın beni ismimle çağırmayınız! Ben al at gibi yanınıza döner gelirim. Eğer sizden birisi beni ismimle çağıracak olursa, ben helâk olurum!” dedi.
Hâlid b. Sinan, ateşe doğru ilerledi ve elindeki asâsı ile: “Dağılınız! Dağılınız! Çıktığınız yere çekiliniz!” diyerek ateşe vurmaya başladı. Ateşi, geriledikçe, kayalığın ortasındaki, çıkmış olduğu kuyunun içine soktu ve söndürdü.
Hâlid b. Sinan'ın dönmesi gecikince, Umare b. Zeyd: “Vallâhi, adamımız sağ olsaydı, bu kadar zamandan sonra, yanınıza döner, gelirdi” dedi. Arkadaşları da: “Onu ismi ile çağırın bari! Herhalde o ismi ile çağıralım diye bizden gizlenmiştir!” dediler. Hâlid b. Sinan'ı ismi ile çağırmaya başladılar. O da, başını elleri ile tutarak yanlarına geldi ve onlara: “Ben sizi ismimle çağırmaktan men etmemiş miydim! Vallahi, siz beni öldürdünüz! Beni taşıyın ve gömün artık!” dedi.
Abs oğulları, yurtlarından çıkan bu ateş dolayısıyla ibtilâya uğradılar: Onun ışığına taparak Mecûsîleşmeye başladılar.
Sözlerine güvenilir kişilerin bildirdiklerine göre; deniz ortasında, tepesine hiç kimsenin kolay kolay çıkamayacağı büyük bir dağın en yüksek tepesindeki bir mağarada, duru beyaz sofdan ihrama bürünmüş, elleri başında, uyuyormuş gibi, hiçbir şeyi değişmemiş bir zât görmüşler, o taraf halkından bir cemaat da, bunun Hâlid b. Sinan olduğunu söylemişlerdir.
∞
Dersiniz ki: “Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmınecdadlarından nebî gelmiş midir?”
Elcevap: Hazret-i İsmailaleyhisselâmdan sonra bir nass-ı kat'î yoktur. Ecdadlarından olmayan, yalnız Hâlid ibni Sinan veHanzele namında iki nebî gelmiştir.
İmam-ı Rabbânî, hem delile, hem keşfe istinadendemiş ki: “Hindistan'da çok nebîler gelmiştir. Fakat bazılarının ya hiç ümmeti olmamış; veyahutmahdut birkaç adama münhasır kaldığı için iştihar bulmamışlar, veyahut nebî ismi verilmemiş.”
1 Diyarbekrî, Târîh, c:1, s:200; Dineverî, Kitâbu'l-ahbâr, s:74; Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c:2, s:226; Hâkim, Müstedrek, c:2, s:599; Semhûdî, Vefâu'l-vefâ, c:1, s:153-154 ↩ back to text
2 Hâkim, Müstedrek, c:2, s:654 ↩ back to text
3 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c:1, s:227-228 ↩ back to text
4 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c:2, s:244; Risale-i Nur, Mektubât, 28. Mektup ↩ back to text
Source: Herkul.org · Necdet İçel