Adiyy B. Hâtim'in Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu Esnasında Şahit Olduğu Gaybî Mucizeler
Adiyy b. Hâtim'in Medine'ye gelişi Hicretin 10. yılında, Şaban ayında idi.
Adiyy b. Hâtim'in ata soyu şöyle sıralanır: Adiyy b. Hatim, b. Abdullah, b. Sa'd, b. Haşrec, b. İmriü'l-Kays, b. Adiyy, b. Rebia, b. Cervel, b. Sual, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi', b. Üded, b. Zeyd, b. Kehlan.
Cömertliği dillere destan olan Hatim, Tayyi' kabilesindendi ve Adiyy'in babası idi.
Adiyy b. Hatim, kavmi içinde ulu, şerefli, hatîb, hazırcevap, faziletli ve cömert bir zât idi.
Ebu Tarîf künyesini taşırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Hicretin 9. yılında Rebiülâhir ayında Hz. Ali'yi Tayyi' kabilesinin putu Füls'ü yıkmaya göndermişti. Adiyy b. Hâtim'in Medine'de casusu vardı. Casus, Hz. Ali'nin Tayyi'lere doğru gittiğini Adiyy'e bildirince, Adiyy b. Hatim Şam'a kaçmıştı. Adiyy b. Hâtim'in kızkardeşi Seffâne ise, Tayyi' kabilesi esirleri arasında Medine'ye getirilmiş bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Adiyy b. Hâtim'in kızkardeşi Seffâne'yi serbest bırakmış; giyimlik, binit, yol azığı verip, kavminden emniyetli bazı kişilerin yanına katarak Şam'a yollamıştı.
Adiyy b. Hatim der ki: “Seffâne akıllı bir kadındı. Ona: 'Şu zâtın işi hakkında görüşün nedir?' diye sordum. Bana: 'Vallahi, acele senin ona katılmanı uygun görürüm. Eğer kendisi gerçekten peygamberse, ona tâbi olmakta başkalarını geçmen, senin için bir fazilet ve üstünlük olur. Eğer o bir hükümdarsa, onun sayesinde Yemen'deki saltanatını kaybetmez, hor ve hakir bir duruma düşmezsin! Artık karar senindir!' dedi.
'Vallâhi yerinde görüş budur! Ben bu zâta gideceğim. Vallahi, o bir yalancı ise (yalancılığı) bana zarar vermez. Eğer doğru ise söylediklerini dinlerim. Kendisine tâbi olurum!' dedim. Yola çıktım, Medine'ye geldim.
Resûlullah Aleyhisselâmın yanına vardım. Kendisi, o sırada Mescidde oturuyordu.
Halk, beni görünce: 'Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hatim!' dediler.
Emansız, (güvencesiz) ve yazısız gitmiştim. Resûlullahın yanına varıp selâm verdim.
Bana: 'Sen kimsin?' diye sordu. 'Adiyy b. Hâtim'im!' dedim.
Elimi kendisine uzattım, tuttu. Ben, bundan önce, onun elini benim elime vermesini umar dururdum.
Peygamber Aleyhisselâmın yanında akraba, kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman anladım ki; onda ne Kisrâ'nın (Acem şahının), ne de Kayserin (Rum hükümdarının) saltanatı vardı!
Resûlullah, ayağa kalkıp beni evine götürdü. Vallâhi, benim maksadım ve arzum da oraya (evine) götürülmemdi.
Resûlullah, giderken, zayıf, yaşlı bir kadına rastladı. Kadının yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu. Kadın, Resûlullahın durmasını istedi, o da durdu.
Ona: 'Bizim senden bir dileğimiz var' dediler. Resûlullah onların işini onlarla uzun uzun konuştu. Kendileriyle birlikte gidip işlerini gördükten sonra, geldi.
İçimden, kendi kendime: 'Vallahi, bu zât hükümdar değildir!' dedim.
Sonra, elimden tuttu, beni evine götürüp içeri girdi. Eline iki hurma lifinden doldurulmuş bir yastık alıp bana attı ve: 'Otur onun üzerine!' buyurdu.
Ben: 'Hayır! Onun üzerine sen otur!' dedim. Resûlullah bana: 'Hayır, sen oturacaksın!' buyurdu.
Yastığın üzerine oturdum. Resûlullah Aleyhisselâm ise, kuru yere oturdu. İçimden, kendi kendime: 'Vallâhi, bu, hükümdar işi değildir!' dedim .
Bana: 'Ey Adiyy b. Hatim! Sen gel Müslüman ol da, selâmete er!' buyurdu.
Ona: 'Ben, dini olanlardanım. Benim bir dinim vardır!' dedim.
Bana: 'Ey Adiyy b. Hâtim! Sen gel Müslüman ol da, selâmete er!' buyurdu.
Ona: 'Ben, dini olanlardanım!' dedim. Bana: 'Ey Adiyy b. Hâtim! Sen gel, Müslüman ol da, selâmete er!' buyurdu. Ben de ona yine: 'Ben, dini olanlardanım!' dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah: 'Ben senin dinini senden daha iyi bilirim!' buyurdu.
Kendisine: 'Demek sen benim dinimi benden daha iyi bilirsin hâ!' dedim.
Resûlullah: 'Evet!' buyurdu, bunu iki-üç kere tekrarladı ve: 'Söyle ey Adiyy b. Hâtim! Sen bir Rekûsî (Hristiyanlıkla Sâbiflik karması dinin sâliklerinden) değil misin?' diye sordu. 'Evet!' dedim.
Bana: 'Sen kavminin lideri ve başkanı değil misin?' diye sordu. Kendisine: 'Evet!' dedim.
Bana: 'Sen kavminin içine gidiyor, mirba' [ganimetin dörtte birini] alıyor değil misin?' diye sordu. Kendisine: 'Evet! Gidiyor ve alıyorum!' dedim.
Bana: 'İşte bu, senin dininde sana helâl değildir!' buyurdu. Resûlullah bunu söyleyince çok mahcup oldum! Kendisine: 'Evet! Öyledir vallâhi!' dedim.
Anladım ki, o, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir! Meçhul olan şeyleri (Allah ona bildiriyor, o da) biliyordur! Resûlullah, beni utandıran sözünü tekrarlamadı.
Bana: 'Ey Adiyy b. Hâtim! Sen ne diye kaçıyorsun! Sen 'Lâ ilâhe illâllah=Allah'tan başka hiçbir ilâh yok!' demekten mi kaçıyorsun! Allah'tan başka bir ilâh mı var! Allah'tan başka ilâh olduğunu mu biliyorsun!' diye sordu. Kendisine: 'Hayır!' dedim.
Bana: 'Sen, 'Allahuekber’ demekten mi kaçıyorsun? Yüce Allah'tan daha büyük birşey mi var! Sen Allah'tan daha büyük birşey olduğunu mu biliyorsun!' diye sordu. Kendisine: 'Hayır!' dedim.
Bana: 'Biliyorum: Senin bu dine (İslâmiyete) girmene engel olan, 'Ona ancak insanların zayıfları, güçsüzleri tâbi oluyor. Araplar onları okla vurup bitirirler!' diyor olmandır.
Ey Adiyy! Herhalde, bu dine (İslâmiyete) girmene çevrendeki muhtaç kimseleri görmen engel oluyordur? Vallâhi, çok sürmez, onlarda mal ve servet öyle bollaşacaktır ki, malın zekâtını alacak kimse bulunamayacaktır!
Belki de, senin bu dine (İslâmiyete) girmene, onların düşmanlarının çok, kendilerinin ise sayıca az olduklarını görmen engel oluyordur! Vallâhi, çok sürmez, bir kadının Kadisiye'den devesinin üzerinde yalnız başına çıkıp şu Beytullah'ı (Kâ’be'yi) tavaf ve ziyaret edinceye kadar Allah korkusundan başka hiçbir korku duymayacağını da işiteceksin!’ buyurdu.
Bana: 'Sen Hîreyi biliyormusun?' diye sordu. Kendisine: 'Gitmedim, orayı görmedim, ama işitmiştim!' dedim.
Bana: 'Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; çok sürmez, Allah bu işi (İslâmiyeti) tamamlayacak, Kisrâ b. Hürmüz'ün hazineleri de fethedilecek, ele geçirilecektir!' buyurdu.
'Kisrâ b. Hürmüz mü!’ dedim. 'Kisrâ b. Hürmüz!' buyurdu. 'Kisrâ b. Hürmüz mü!’ dedim. 'Evet! Kisrâ b. Hürmüz! Hîre'den deve üzerinde hamisiz, koruyucusuz olarak tek başına çıkıp gelen bir kadın da Kâ’be'yi tavaf edebilecektir! Belki de, senin bu dine girmene devlet ve saltanatı Müslümanlardan başkasında görmen engel oluyordur.
Allah'a yemin ederim ki; çok sürmez, Bâbil ülkesinin beyaz köşklerinin de Müslümanlara açılacağını işiteceksin!' buyurunca, Müslüman oldum. 'Ben hanif bir Müslümanım!' dedim.
Resûlullahın yüzünde sevinç belirdiğini gördüm. 'Muhakkak ki, Allah'ın gazabına uğrayanlar Yahudilerdir. Dalâlete düşenler de Hristiyanlardır!' buyurdu.
Resûlullah, bundan sonra, Ensardan birinin yanına inmemi bana emretti. Sabah akşam onun evine gidip gelmeye başladım.
Resûlullah Aleyhisselâm, namazı hangi vakitlerde kılacağımı tarif etti. Hiçbir namaz vakti girmezdi ki, ben onu özlemiş olmayayım!”
∞
Adiyy b. Hatim der ki: “Resûlullahın yanında bulunduğum sırada iki kişi geldi. Onlardan birisi yoksulluktan şikâyeti ediyor, diğeri de yolların hırsızlar tarafından tutulduğundan, kesildiğinden şikâyetleniyor, dert yanıyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm: 'Yol kesme meselesi; sana biraz sonra bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticâret kervanı hiçbir kimsenin himayesine hacet kalmadan Mekke'ye kadar çıkıp gidecektir! Yoksulluğa gelince; sizin biriniz sadakasıyla dolaşıp da kendisinden bu sadakayı kabul edecek bir kimseyi bulamayacak hale gelmedikçe, Kıyâmet kopmayacaktır!
Sonra, sizden biriniz, Allah'ın huzurunda muhakkak duracak, Allah ile kendisi arasında ne bir perde, ne de Allah kelâmını kendisine çevirecek bir tercüman bulunmaksızın duracak.
Sonra Allah ona: 'Ben sana mal vermedim mi?’ diye soracak. O kul da: 'Evet, verdin!’ diyecek. Sonra Allah ona: 'Ben sana peygamber göndermedim mi?’ diye soracak.
O kul da: 'Evet, gönderdin!' diyecek. Sağına bakacak, Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek. Sonra soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka birşey görmeyecek! Önüne bakacak, Cehennem ateşiyle karşılaşacak!
Öyleyse, her biriniz, bir hurmanın yarısıyla da olsun, bunu bulamazsa güzel bir sözle olsun, kendisini Cehennem ateşinden korusun!
Ben, sizin hakkınızda yoksulluktan korkmuyorum! Yüce Allah size muhakkak yardım edecek, servet verecek, fetihler ihsan edecek! Hatta Hîre ile Medine ve daha uzak yerler arasında bir kadın devesinin üzerinde seyahat edecek de, bineğinin çalınmasından korkmayacaktır!' buyurdu.
Resûlullah Aleyhisselâmın haber verdiği şeylerden ikisi vuku buldu. Geri kalan üçüncüsü de, muhakkak vuku bulacaktır!
Bâbil ülkesindeki beyaz köşklerin fetholunduğunu görmüşümdür! Bir kadının Kadisiye'den devesinin üzerinde korkmadan yola çıkıp şu Beytûllah'ı haccettiğini de görmüşümdür!
Allah'a yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselâmın söylemiş olduğu üçüncüsü de muhakkak vuku bulacak, mal ve servet öyle bollaşacak ki, onun zekâtını alacak kimse bulunmayacaktır!”
1 Taberî, Târih, c:3, s:149,150,163; İbn Abdilberr, İstiâb, c:3. S:1057; İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c:4, s:8; Vâkıdî, Megâzî, c:3, s:984; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c:4, s:257- 378; İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c:2, s:228 ↩ back to text
2 Buhârî, Sahih, c:2, s:113; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c:4, s:25,379; Taberî, Târih, :3, s:150 ↩ back to text
Source: Herkul.org · Necdet İçel