Ebu Rigal ve Onun Kabrinden Çıkarılan Altın Dal
Abdullah b. Amr b. As der ki: “Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte Tâife giderken, bir kabre rastladık.
Resûlullah Aleyhisselâm: 'Bu kabir Ebu Rigal'in kabridir. Kendisi, Harem'de bulunur ve onunla korunurdu. Harem'den çıkınca, kavminin uğradığı azaba o da uğrayıp öldü ve buraya gömüldü.
Buna alâmet de, kendisinin yanına gömülmüş olan altından bir daldır.
Kabri açarsanız, onun yanındaki altın dala rastlarsınız!’ buyurdu.
Halk, hemen kabri açmaya giriştiler ve altın dalı bulup çıkardılar.”
Ebu Rigal, bu altın dala asâ gibi dayanırdı. Bu dalın ağırlığı yirmi rıtldan fazla idi.
Rıtl; oniki ukiyye, bir ukiyye de kırk dirhem olduğuna göre, altın dalın ağırlığı bin dirhemi aşıyordu.
Rivayete göre; Ebu Rigal, Semûd kavminden olup, Sakîflerin atası idi.
Ebu Rigal'in uğradığı azab ise, şundandı: Sâlih Peygamber Aleyhisselâm, onu Mekke tarafına zekât ve sadaka tahsildarı olarak göndermişti. Ebu Rigal, yüz koyunlu bir adamın yanına vardı. Ona: 'Beni sana Resûlullah gönderdi’ dedi.
Adam: 'Resûlullâhın elçisi, hoşgeldi, safa geldi. İstediğini al!' dedi.
Ebu Rigal, sütlü koyunu aldı. Adam: 'O, anasının ölümünden sonra sağ kalan şu çocuğundur! Onun yerine, on koyun al' dedi.
Ebu Rigal: 'Hayır!' dedi. Adam: 'Yirmi koyun al!' dedi. Ebu Rigal: 'Hayır!' dedi. Adam: 'Elli koyun al!' dedi.
Ebu Rigal: 'Hayır!' dedi. Adam: 'Şu sütlü koyundan başka, koyunların hepsini al!’ dedi. Annesiz kalan çocuk, o bir koyunun sütü ile beslenmekte idi.
Ebu Rigal: 'Hayır!' dedi. Bunun üzerine, adam: 'Eğer sen süt içmeyi seversen, ben de severim!' diyerek, ok çantasındaki okları yere serdi.
Sonra da: 'Ey Allah'ım! Sen şâhit ol!' dedi. Yayına yerleştirip attığı bir okla Ebu Rigal'i öldürdü. 'Bunun haberi, Allah'ın peygamberine benden önce erişmesin!' dedi.
Sâlih Peygamberin yanına varıp Ebu Rigal'in yaptıklarını ona haber verdi.
Sâlih Aleyhisselâm ellerini göğe kaldırdı ve üç kere: 'Ey Allah'ım! Ebu Rigal'e lanet et!' diyerek dua etti.
Ebu Rigal'i öldüren, Kays b. Aylanlardan Münebbih b. Hevâzin'in oğlu Sakîf idi.
1 Suyûtî, Hasâis, c:2, s:98-99; Zürkânî, Mevâhib, c:3, s:30; Firuzâbadi, Kâmüs, c:3, s:396-397; Vâkıdî, Megâzî, c:3, s:1007-1008; Yakut, c:3, s:53; İbn Kuteybe, Maarif, s.41 ↩ back to text
Source: Herkul.org · Necdet İçel