Sa'ye Oğullarının Benî Kurayza Yahudîlerini Öğütlemeleri
Sa'ye'nin oğulları Salebe ve Esîd ile bunların amcalarının oğlu Eseci b. Ubeyd:
“Ey Benî Kurayza cemaati! Vallahi, siz iyi bilirsiniz ki; o, Resûlullahtır. Kendisinin sıfatları da bizce malumdur. O sıfatları bize hem kendi bilginlerimiz, hem Benî Nadîr bilginleri söylemişlerdir. O bilginlerin ilki de, şu Huyey b. Ahtab ile bizim katımızda halkın en doğru sözlüsü olan İbn Heyyeban'dır. O, öleceği sırada, bu peygamberin sıfatlarını bize haber vermişti” dedi.
Benî Kurayza Yahudîleri: “Bu, o gelecek peygamber değildir!” dediler.
Sa'ye oğulları: “Evet! Vallâhi, bu, o gelecek olan peygamberin sıfatlarındadır! Allah'tan korkunuz! Ona iman ediniz!” dediler.
Benî Kurayza Yahudîleri: “Biz Tevrat'tan ayrılmayız!” dediler.
∞
Sa'lebe ve Esid'in Müslüman Olmaları
Asım b. Ömer b. Katâde der ki:
“Bana Benî Kurayza halkının yaşlılarından bir adam: 'Sen Benî Kurayzaların kardeşi Benî Hedl'den Salebe b. Sa'ye, Esîd b. Sa'ye ve Esed b. Ubeyd'in nasıl Müslüman olduğunu biliyor musun?’ diye sordu.
Ben: 'Hayır! Vallâhi bilmiyorum!' dedim.
Benî Kurayzanın yaşlılarından olan zât dedi ki: 'Şamlı bir Yahudî vardı. Ona İbn Heyyeban denirdi.
İslâmiyetten iki yıl önce, bu zât bizim yanımıza geldi. Aramıza girdi, hepimizin üstünü oldu.
Hayır! Vallâhi, beş vakit namaz kılmayanlar arasında, hiçbir zaman, ondan daha faziletli ve daha üstün bir adam görmedik! O, yanımızda oturdu, kaldı.
Yağmursuzluktan kıtlığa uğradığımız zaman, ona: 'Ey İbn Heyyeban! Bizim için yağmur duasına çık!' derdik.
O da: 'Hayır! Vallâhi, zekât ve sadakanızı getirip önüme koymadıkça, olmaz!' derdi.
Kendisine: 'Zekât ve sadaka ne kadardır?' diye sorardık. O da: 'Hurmadan bir sa', yahut arpadan iki müd!' derdi. Bunu kendisine götürürdük. O da, kayalığımızın üstüne çıkar, Allah'tan bizim için yağmur dilerdi.
Vallâhi, bulunduğumuz yerden daha ayrılmadan, yağmura tutulur ve sulanırdık.
Bunu iki veya üç kere değil, defalarca yapmıştı.
Sonra, aramızda, o ölüm döşeğine düştü. Öleceğini anlayınca: 'Ey Yahudî cemaati! Yemesi içmesi bol bir yerden, beni bu yoksulluk ve açlık yurduna getirenin ne olduğunu sanırsınız?' diye sordu. 'Sen daha iyi bilirsin!' dedik. 'Ben bu memlekete, ancak, gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve buraya hicret edecek olan O Peygamberi gözlemek üzere geldim! Onun yakında peygamber olarak gönderilmesini ve benim de ona tâbi olmamı umuyorum, Onun gelme zamanı size çok yakındır. Ey Yahudî cemaati! Ona tâbi olmakta sizi kimse geçmesin!
Çünkü o, kendisine aykırı hareket edenlerin kanlarını dökmek, çocuklarını ve kadınlarını esir etmek yetkisiyle gönderilecektir! Siz bu hususta ondan korunamazsınız!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm peygamber olarak gönderildiği ve Benî Kurayza Yahudîlerini kuşattığı zaman, yetişmiş, delikanlılık çağında bulunan bu gençler 'Ey Kurayza oğulları! Evet! Vallahi, bu, gelecek olan O Peygamberin sıfatındadır!' dediler, geceleyin kaleden inip Müslüman oldular, kanlarını, mallarını, çoluk çocuklarını kurtardılar.'”
Bunlar, ne Kurayza, ne de Nadîr oğulları soyundandı. Fakat yukarı kuşaklarda, onların amcaoğulları soyundan gelmiş oluyorlardı.
Bunlar da, Abdullah b. Selâm gibi, Peygamberimiz Aleyhisselâmın peygamberliğine inanan ve Yahudîleri İslâmiyete teşvik eden Yahudî bilginlerinden idiler.
E- İRHÂSÂTIN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN İÇİNDE YER ALAN “ŞÂİRLERİN” EFENDİMİZ ALEYHİSSELÂM’DAN BAHSETMELERİDİR
Kâ’b b. Lüey’in Müjdeleri
Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip’ten sonra yukarıya doğru yedinci sıradaki atası Kâ’b b. Lüey’dir. Kendisinde peygamberimizin nuru bulunuyordu.
Kâ’b b. Lüey Araplar içinde kıymeti en yüksek, şerefi en büyük olanı idi. Her Arûbe yani Cuma günü kavmini toplar, onlara bir hutbe irad ederdi. Bu hutbesi hac mevsiminde bütün Araplar içindi.
Cuma günleri halkı toplayıp hutbe okuyanların ilkidir. Bu hutbelerinden birinde şöyle demiştir:
“Akrabalarınızın haklarını gözetiniz. Onlarla alâkanızı, ilginizi kesmeyiniz. Bir söz vermişseniz onun gereğini yerine getiriniz. Mallarınızı çoğaltınız. Çok mal, yapacağınız iyiliklerin dayanak noktasıdır. Yeterince malınız olmazsa üzerinize düşen görevleri de yeterince yapamazsınız. Fakir kişi istese de fazla iyilik yapamaz. En iyi, en faziletli kişi zengin olup da cömertlik yapandır.
Siz şu hareme olan saygınızı daha da artırınız. Onu süsleyiniz, ona sımsıkı sarılınız.
Musa aleyhisselâm ve İsa’nın aleyhisselâm getirdiği haberi sizlere de bildiriyorum: Onun hakkında gelecek haberin vakti çok yakındır. Kerîm Peygamber, Hatem-ül Enbiya orada çıkacak, orada ba’s olunacaktır.”
Kâ’b b. Lüey geleceğini duyduğu son peygamber için şu şiiri söylemiştir:
“Gündüz ve geceler hep yeni, yeni haberler getirmektedir.
Haberlerin gece ya da gündüz gelmesi bizim için birdir.
Herkesin üzerine gaflet yorganları örtülüyken,
Herkes derin bir fetret içindeyken,
Emin peygamber, Muhammed (a.s.v) gelecek; dosdoğru söyleyici, en iyi bilici ve bildirici olacaktır.
Ahh! Ne olurdu O kavmine gizlice davete başladığında yanında olsaydım,
Ne olurdu kavmi Onu terk ettiğinde ellerinden tutsaydım.
Yeminler ederim ki ben ona işiten kulak, gören göz, tutan el, yürür ayak, omzuna asılı kırba olurdum da yolundan bir an olsun yüzümü çevirmezdim.
Davetine doğru koşarken develer bile bana yetişemezdi.”
Kâ’b b. Lüey oğlu Husays’tan dolayı Ebu Husays diye künyelenmiştir. Kendisindeki peygamberimizin nuru oğullarından Mürre’ye geçmiştir.
Kâ’b b. Lüey vefat ettiğinde buna bütün Araplar çok üzüldüler. Bu onlar için öylesine önemli bir olaydı ki onun ölüm tarihini fil yılına kadar tarih başlangıcı yaptılar. Önemli olayları tarih başı yapmak Araplarda âdettir.
F-) İRHÂSÂTIN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN İÇİNDE YER ALAN “HATİPLERİN” EFENDİMİZ ALEYHİSSELÂM’DAN BAHSETMELERİDİR
Kuss b. Sâide’nin Müjdeleri
Kus b. Sâide b. Amr ki, Arab Kavminin câhiliye döneminde Hz. Peygamber aleyhisselâmın kendisini dinlediği, tevhid inancına bağlı hatip ve şâir idi. Yetiştirdiği hatiplerle tanınan Necran çevresindeki İyâd kabilesine mensup idi. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamakta, ancak kaynaklarda iyi bir hatip ve şâir olduğu, insanlara nasihat etmek üzere Irak ve Suriye dâhil birçok yeri gezdiği, hatta bu arada Bizans imparatoruyla dostluk kurup onunla ilim, akıl, edep, mürüvvet, mal ve mülk konularında sohbet ettiği belirtilmektedir.
Resûl-i Ekrem aleyhisselâmın, risâletinden önce adı Hanîfler arasında zikredilen Kuss b. Sâide’nin Ukâz panayırında verdiği hutbeyi dinlediği, İslâm’a girmek üzere Cârûd b. Abdullah başkanlığında Medine’ye gelen İyâd kabilesi heyetine onu sorduğu ve kendisinin ölmüş olduğunu öğrendiği rivâyetler arasında yer alır. Tevhid inancına vurgu yapması sebebiyle Hz. Peygamber aleyhisselâmın çok beğendiği, ancak ezberlemediği bu hutbeyi orada bulunan Hz. Ebû Bekir’in ezbere tekrarladığı rivâyet edilir.
Kus b. Sâide bu meşhur hutbesinde şöyle der:
“Ey insanlar! Dinleyiniz ve belleyiniz; bir şeyi bellediniz mi ondan faydalanınız. Gerçek şudur ki yaşayan ölür, ölen yok olur. Gelmekte olan şey elbet bir gün gelecektir. Gökte haber, yerde ibretler vardır. Kapkaranlık gece, burçlar, sema, vadilerle yarılmış yer ve dalgalı denizler… Bana ne oluyor ki insanların daima gittiklerini, fakat geri dönmediklerini görüyorum. Gaflet sahiplerine, geçmiş milletlere ve eski asırların halklarına yazıklar olsun! Ey İyâd halkı! Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani hastalar ve ziyaretçileri? Nerede o zorba fir’avunlar? Hani o bina kurup da yükselten, yaldızlayıp süsleyenler? Hani mal ve evlâd? Nerede o haddi aşıp azan, servet toplayıp yığan ve ‘Ben sizin en büyük tanrınızım’ diye haykıranlar? Onlar sizden daha çok servete sahip ve uzun ömürlü değil miydiler.. ?”
Efendimiz aleyhisselâm otuz yaşlarında iken, Hz. Ebu Bekir ile beraber Ukaz Panayırındaki hitabesini dinleyenler arasında bulunmuş ve o hitabesinde : “Gönderilen peygamberlerin en hayırlısı olarak bize Ahmed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderdi. Kafileler O’nu ziyaret için yollara dökülüp, mesafeler kat ettikçe Allah O’na salât etsin.”
Hz. Peygamber aleyhisselâm tekrar dinlediği bu hutbeyi tasvip etmiş ve Kus hakkında, “Allah Kus’a rahmet eylesin, kıyamet gününde onun ayrı bir ümmet halinde diriltileceğini umarım” demiş
Kus b. Sâide’nin Câhiliye Arapları içinde öldükten sonra dirilmeye inanan ilk kişi olduğu, yalnız Allah’a inandığı, Araplar’ı putlardan uzak durmaya, Allah’a ibadet etmeye çağırdığı ve onlara yakında bir peygamberin geleceğini haber verdiği nakledilir. Kısa ve öz konuşması yanında etkileyici ve secili ifadeler kullanmasından dolayı belâgatı “Kuss’tan daha beliğ” ifadesiyle darbımesel haline geldiği gibi onun Araplar’ın hakîm ve hakemi diye anılmasına da yol açmıştır.
“Necran papazı gibi belâgat sahibi” denilerek örnek getirilmesinden dolayı da yanlışlıkla Necranlı bir hristiyan rahibi olduğu sanılmıştır. Mektupların başında yer alan “min fülân ilâ fülân” ibaresiyle “ammâ ba‘dü” şeklindeki başlangıç sözünü (faslü’l-hitâb) ilk defa onun kullandığı ve yine ilk defa onun konuşma sırasında yüksek bir yere çıkmak, kılıç veya asâya dayanmak gibi âdetleri başlattığı ileri sürülür. Aynı zamanda tabip, kâhin ve şâir olan, kendisine nisbet edilmiş şiirler bulunan Kuss b. Sâide’nin davalara da baktığı ve “Delil getirmek davacıya, yemin etmek davalıya düşer” prensibine göre hüküm verdiği söylenir.
1 Vâkıdî, Megâzî, c:2, s:503; İbn İshak-İbn Hişam, Sîre, c:3, s:228; İbn Hacer, el-İsâbe, c:1, s:33 ↩ mətnə qayıt
2 İbn İshak-İbn Hişam, Sîre, c:3, s. 227-228; İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c:1, s:160-161 ↩ mətnə qayıt
3 Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c:2, s:244; Ebu Nuaym, Delâilü'nnübüvve, c:1, s:90 ↩ mətnə qayıt
4 Kurtubî, el-Câmi’li ahkâmi’l-Kur’ân, c:16, s:145 ↩ mətnə qayıt
5 İbn Sa‘d, Tabakât, c:1, s:315; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, c:I, s:52 ↩ mətnə qayıt
6 Mahmûd Şükrî el-Âlûsî, Bulûġu’l-ereb, c:2, s:245-246; ↩ mətnə qayıt
Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel