Abdulmuttalib Dedenin Yağmur Duası İçin Peygamberimiz Aleyhisselâmı Ebu Kubeys Dağına Omuzunda Çıkarışı
Mahreme b. Nevfel'in; Abdulmuttalib'le yaşıt olan annesi Rukayka'dan (Rukayye'den) işitip rivâyet ettiğine göre; annesi, şöyle demiştir:
“Ardarda gelen kuraklık ve kıtlık yılları, Kureyşîlerin bütün malvarlıklarını alıp götürmüş; yerleri, süt veren memeleri, vücudun derilerini kurutmuş, zayıflatmış, kemikleri inceltmişti.
Ben, uyurken veya uyuklarken, birisinin: 'Ey Kureyş cemaatı! İçinizden gönderilecek olan o peygamberin zuhuru zamanı bu zamandır! Zuhur zamanının gölgesi üzerinize düşmüştür! Size, o, hayırlı yağmurlar, bolluk ve ucuzluklar getirecektir.
Bakınız: İçinizde, soyca en üstününüz ve şerefliniz; uzun boylu, iri kemikli, ak tenli, iki kaşının arası birbirine yakın, kirpikleri ve saçı uzun, yanakları düz, burnu ince ve yüksekçe olan zât ve oğulları çıksın.
İçinizden, her kabileden de birer adam çıksın. Onlar, yıkansınlar, güzel koku sürünsünler. Sonra, Hacerü'l-Esved'i istilam etsinler.
Sonra, Ebu Kubeys dağının tepesine çıksınlar. Vasıfları anlatılan zât ileri geçip dua etsin. Oradaki cemaat da, 'Âmin!' desinler. Yağmura kavuşursunuz!’ diyerek bağırdığını işittim.
Sabaha çıkınca, rüyamı anlattım.
Baktılar da, bu sıfatlan Abdulmuttalib'in sıfatına uygun buldular. Haremin hürmetine andolsun ki, Mekke vadisinde bulunan herkes:
'Bu, ancak ve ancak, Şeybetü'l-hamd'dir! Bu, Şeybetü'l-hamd (Abdulmuttalib)'dir!' dediler.
Mekke'de böyle demeyen hiç kimse kalmadı. Hep Abdulmuttalib'in üzerinde ve başında toplandılar. Her kabileden birer adam çıkıp emrolunanları yaptılar.
Sonra da, Peygamberimiz aleyhisselâm yanlarında olduğu halde, Ebu Kubeys dağının üzerine çıktılar.
Abdulmuttalib Dede, o zaman yedi yaşında bulunan Peygamberimiz aleyhisselâmı dağın üzerine, omuzunda çıkardı. Abdulmuttalib Dede, yanında Peygamberimiz aleyhisselâm olduğu halde, ayağa kalktı. Cemaat da Abdulmuttalib'in iki yanında sıralandılar. Abdulmuttalib, cemaatın önüne geçti. Ellerini kaldırdı.
'Ey ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları kaldırıp ferahlatan Allah'ım! Herşeyi öğretilmeden bilen, her nimeti istenilmeden, esirgemeden veren Sensin! Bunlar, Senin erkek kulların ve erkek kullarının oğullarıdır. Şunlar da, Senin kadın kulların ve kadın kullarının kızları ve onların oğullarıdır.
Senin Harem'inin yanında barınıyorlar. Ardarda gelen kuraklık yıllarının davarları, develeri yok ettiğinden, Sana şikâyetleniyorlar!
Bizler, bildiğin şeye, musibete uğramış bulunuyoruz. Ardarda gelen şu kuraklık yılları develeri, davarları alıp götürdü, yok etti.
Allah'ım! Duamızı kabul buyur! Üzerimizdeki kıtlığı gider! Bize, bolluk ve ucuzluk getirecek yağmuru acele yağdır!' diyerek dua etti.
Kâ’be'ye, Kâ’be'nin Rabbine andolsun ki; daha bulundukları yerden ayrılmamışlardı ki, gök yarılıp suyunu boşaltmaya başlamış, Mekke vadisi sel sularıyla dolmuştu.
Kureyş'in yaşlılarından ve ulularından Abdullah b. Cüd'an ile Harb b. Ümeyye ve Hişam b. Mugîre'nin, Abdulmuttalib'e: Henîen leke Ebe'l-Bathâ=Ey Mekke halkının atası! Senin içindir, senin sayendedir bu ihsan! Sen, Mekkelilere hayat bahşettin!' dediklerini işittim ve kendisini böyle kutladıklarını gördüm.”
1 İbn Sa'd, Tabakât, c:2, s:89-9o,102;Beyhakî, Delâil, c:2, s:15-17;Suyûtî, Hasâis, c:1, s:198; İbn Cevzî, el-Vefâ, c:1, s:120-121; Belâzurî, Ensâb, c:1, s:83 ↩ mətnə qayıt
Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel