Peygamberimiz Aleyhisselâmın Mescidde Yağmur Duası Yapışı
Hicretin 6. yılında, her yeri kuraklık ve kıtlık sardığından, Ramazan ayında, Cuma günü Peygamberimiz Aleyhisselâm Mescidde yağmur duası yaptı.
Enes b. Malik der ki: “Resûlullah Aleyhisselâmın devrinde bir kıtlık yılı gelip çatmıştı. Bir Cuma günü, Resûlullah Aleyhisselâm ayakta hutbe irad buyururken, bir adam minberin karşısında Dârü'l-kaza tarafındaki eski kapıdan içeri girip Resûlullah Aleyhisselâmın karşısında ayakta durdu ve:
'Yâ Rasûlallah! Yağmur kıtaldı! Her yeri kuraklık ve kıtlık sardı! Mallar, develer, sığırlar, davarlar, atlar ve davar sürüleri kırıldı! Çoluk çocuklar aç kaldılar! Çoluk çocuklar da, insanlar da helak oldular! Yollar kapandı! Memleketleri kıtlık sardı! Allah'a dua et de, bize yağmur versin!’ dedi.
Mescidde bulunanlardan bazıları da, ayağa kalkarak seslendiler 'Yâ Rasûlallah! Yağmurlar kıtaldı! Ağaçlar kurudu! Hayvanlar kırıldı! Her yeri kuraklık sardı! Yâ Rasûlallah! Mallar helak oldu! Bizim için Allah'tan yağmur dile! Allah'a dua et de, bize yağmur yağdırsın!' dediler.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm ellerini kaldırdı. Halk da, Resûlullah Aleyhisselamla birlikte ellerini kaldırdılar. Resûlullah Aleyhisselam ellerini o kadar kaldırmıştı ki, koltuklarının altlarını görmüştüm.
Resûlullah Aleyhisselâm: 'Ey Allah'ım! Bize yağmur ver! Ey Allah'ım! Bize yağmur ver! Ey Allah'ım! Bize yağmur ver!’ diyerek dua etti.
Vallâhi, o sırada biz gökyüzünde ne yoğun ne de ince hiçbir bulut, hiçbir şey görmüyorduk. Bizimle Sel' dağı arasında ne bir ev, ne de bir mahalle vardı. Gökyüzü ayna gibi parlaktı.
Resûlullah Aleyhisselâm dua edince, birden bir rüzgâr koptu. Sel’ dağının arkasından, kalkan şeklinde bir bulut parçası belirdi, semanın ortasına gelince yayıldı.
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; bulutlar gökyüzünü kaplamadıkça, Resûlullah Aleyhisselam ellerini indirmedi! Yağmurun yağmaya başladığını görünce de:
'Ey Allah'ım! Bu yağmuru bardaktan boşanırcasına yağdır ve hakkımızda hayırlı kıl!’ diyerek dua etti.
Toplanan bulutlardan, kırbadan boşanır gibi yağmurlar boşanmaya başladı.
Yağmur damlalarının Resûlullah Aleyhisselâmın sakalına doğru süzülüp yuvarlandıklarını gördüm!
Üzerimize öyle yağmur yağdı ki, neredeyse evlerimize gitmeye yol bulamayacaktık! Evlerimize varıncaya kadar, sulara dala dala yürüdük. Öyle ki, güçlü kuvvetli veya evi yakın olan gençlere bile, ev halklarının yanına dönmek bir dert oldu.
O gün, ertesi gün, daha ertesi gün, tâ öteki Cumaya kadar hep üzerimize yağmur yağdı durdu. Vallâhi, yedi gün güneş yüzü görmedik!
Cuma günü, Resûlullah Aleyhisselâmın ayakta hutbe irad ettiği sırada, aynı kapıdan bir kimse içeri girdi. Resûlullah Aleyhisselâmın karşısında ayakta dikildi. 'Yâ Rasûlallah! Evler yağmurdan yıkılmaya, hayvanlar sularda boğulmaya başladı! Yollar kesildi. Yolcular yollarından geri kaldılar, zararı andılar. Allah'a dua et de, artık şu yağmuru dindirsin, bizden kessin!' dedi.
Mescidde bulunan cemaat de seslendiler: 'Yâ Rasûlallah! Evler yağmurdan yıkılmaya başladı! Yollar kapandı! Yâ Rasûlallah! Yağmurdan duvarlar yıkılıyor! Suların içinde boğulmaktan korkuyoruz!
Yâ Rasûlallah! Sular içinde boğulmaya başladık! Allah'a dua et de, şu yağmuru bizden kessin!' dediler.
Resûlullah Aleyhisselâm, âdemoğlunun bu kadar çabuk usanmasına gülümsedi.
Yine ellerini kaldırdı ve: 'Ey Allah'ım! Çevremize yağdır, üzerimize değil! Ey Allah'ım! Dağlara, tepelere, vâdî içlerine ve ormanlara yağdır!' diyerek dua etti.
Dua ederken de, eliyle semanın neresine, neredeki buluta işaret etti ise, orası açıldı ve Medine üstü açık bir meydan gibi oldu!
Bulutların sağa sola parçalandığını gördüm! Bulutlar, Medine'nin üzerinden, elbise sıyrılıp çıkarılır, dürülür gibi sıyrıldı!
Medine'nin üzeri tamamıyla açıldı. Artık bulutlardan Medine'ye bir damla bile düşmüyordu!
Medine'ye baktım: Medine, taç giyinmiş gibi parıldıyoyordu!
Biz de, güneşte yürümeye çıktık.
Kanat vadisinin seli, bir ay durmadan aktı!
Hangi yandan kim geldiyse, bol yağmur yağdığını söylemekte, haber vermekteydi.”
1 Mâlik, Muvatta', c:11, s:191; Buhârî, Sahih, c:2, s:16,17,21,176,224; Ahmedb. Hanbel, Müsned, c:3, s:104,187,256,271; Nesâî, Sünen, c:3, s:159-160; Ebu Dâvud, Sünen, c:1, s. 305; Abdurrezzak, Musannef, c:3, s:91,92 ↩ volver al texto
Fuente: Herkul.org · Necdet İçel