Peygamberimiz Aleyhisselâmın Mescidde Dayandığı Kütüğün Ağlayışı
Peygamberimiz Aleyhisselâm yapılan minberin üzerine çıkıp hutbesini irada başlayınca, Peygamberimiz Aleyhisselâmın evvelce hutbe sırasında dayanmış olduğu hurma kütüğünden, gebe veya yavrusundan ayrılan devenin inlemesine benzer sesler gelmeye başladı! Peygamberimiz Aleyhisselâm minberden inip elini kütüğün üzerine koydu.
Cemaat kütüğün başına üşüştüler, inlemesinden rikkate gelip ağlaştılar.
Kütük, çatlayıp parçalanıncaya kadar inledi! Kütüğün öküz gibi böğürmesinden, Mescid çalkandı. Cemaatin kalbine korku düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, yanına varıp kütüğü kucakladı. Ona: “Nedir senin bu halin? İstersen Yüce Allah'a dua edeyim. Seni eskiden bittiğin yere geri çevireyim. Seni oraya dikeyim de, sen orada yeniden köklenip yeşer, yapraklan ve meyve ver! İstersen seni Cennete dikeyim de, Cennet ırmaklarından ve kaynaklarından sulan, orada güzelce yetiş, meyve ver de, Allah'ın sevgili kulları senin meyvenden, hurmandan temelli yesinler dursunlar! Sen nasıl istersen öyle yapayım?” buyurdu.
Sonra, ona doğru eğildi. Kendisinin: “Beni Cennete dik de, orada Allah'ın sevgili kulları benden yesinler!” dediğini işitti.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Olur! Öyle yapayım! Olur! Öyle yapayım!” buyurdu. Peygamberimiz Aleyhisselâmın yanında bulunanlar, Peygamberimiz Aleyhisselâmın: “Olur! Öyle yapayım!” buyurduğunu işitince, niçin böyle buyurduğunu sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselâm da: “Cennete dikmemi seçti. Temelli yurt olan âhireti, gelip geçici yurt olan dünyaya tercih etti!” buyurdu.
Kütük, bir çocuk gibi, hıçkıra hıçkıra sustu, sesini kesti. O günden sonra, kütüğün bir daha iniltisi duyulmadı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Bu kütük, yanında yapılan zikrullahı dinlemekten uzak kaldığı için ağlamıştı.
Muhammed'in varlığı Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; eğer kucaklayıp susturmasaydım, muhakkak, o Kıyâmet gününe kadar böyle inler dururdu!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, bir çukur kazılıp kütüğün oraya gömülmesini emretti. Minberin altına gömüldü.
Kütük, Peygamberimiz Aleyhisselâmın zamanından Hz. Ömer'in devrinde kadar, minberin altında kaldı. Mescid Hz. Osman'ın devrinde yeniden yapılmak üzere yıkılıp temizlendiği sırada, kütüğü Übeyy b. Ka'b aldı. Güvelenip ufalanıncaya, toz toprak haline gelinceye kadar, onun yanında, evinde kaldı.
Kuru kütüğün bu ağlaması, inlemesi hâdisesi, Mescidde bulunan bütün cemaatin gözleri önünde cereyan etmiş bir hadise olup, Sahîh sahipleri bu husustaki meşhur, münteşir ve mütevatir haberleri, aralarında Übeyy b. Ka'b, Câbir b. Abdullah, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Sehl b. Sa'd, Ebu Safd el-Hudrî, Büreyde b. Husayb, Muttalib b. Ebi Vedâa ile Peygamberimiz Aleyhisselâmın zevcelerinden Hz. Ümmü Seleme'nin de bulunduğu ondokuza yakın sahabiden aynı mânâda rivâyet etmişlerdir.
Hasan-ı Basrî, bu kütüğün ağlaması hadisini rivâyet ettikçe ağlar ve: “Ey Allah'ın kulları! Duygu ve saygı sahibi olmayan kuru bir kütük Resûlullah Aleyhisselâmın bulunduğu yere yakın olmak, uzak kalmamak özlemiyle inlemektedir! Siz ise, ona kavuşma özlemine daha lâyıksınız! Vallahi, kuru kütük inlemişti! Sübhânallah! İşitip durdukları halde, milletin kalbleri, acaba ne diye yarılmaz, parçalanmaz ki!” derdi.
1 İbn Sa'd, Tabakât, c:1, s:188,251-252; Dârimî, Sünen, c:1, s:23-24; Semhûdî, Vefâ, c:2, s:390, 393; Ebu Nuaym, Delâil, c:2, s:400; Kadı lyaz, Şifâ, c:1, s:253 ↩ mətnə qayıt
Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel