Peygamberimiz Aleyhisselâmın Abdullah b. Cahş'a Verdiği Hurma Dalının Kılıç Oluşu
Zübeyr b. Bekkâr'dan (172-256) rivâyet edildiğine göre; Uhud günü savaşırken Abdullah b. Cahş'ın kılıcı kırılmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm ona bir urcun (hurma dalı) verdi.
Hurma dalı, Abdullah b. Cahş'ın elinde bir kılıç oluverdi.
Abdullah b. Cahş, şehit oluncaya kadar, bu kılıcı kullandı.
Urcun kılıcı diye anılan bu kılıç, Abdullah b. Cahş'ın vârislerinin elinde bulunmakta iken, onu Türk beylerinden birisi ikiyüz dinara (altına) satın aldı.
Bu Türk beyi, Halife Mu'tasım billah'ın Bağdat'taki kumandanlarındandı.
Ensardan Ebu Talha’nınElinde, Efendimizin yerden alıp Verdiği Ağaç Dalının İyi Bir Ok Olması
Ensardan Ebu Talha da, Peygamberimiz Aleyhisselâmın önünde kalkanlı olarak durup onu siperlemekte idi. Peygamberimiz Aleyhisselâmın önüne ok çantasını serip kâh ok atmakta, kâh haykırmakta idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm da:
“Ebu Talha'nın sesi orduda kırk kişiden hayırlı ve yararlıdır” buyurmakta idi.
Ebu Talha'nın Peygamberimizin önüne serdiği ok çantasında elli ok vardı.
Ebu Talha: “Ya Rasûlallah! Vücudum senin vücudunun önünde sana fedâdır!” diyordu.
Elli oku birer birer atarak tüketti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onun arkasından ve onun başıyla omuzları arasından başını yükseltip okların düştükleri yerlere bakıyordu.
Ebu Talha son oku attığı zaman: “Bizi işlet! Ok atmaktan durdurma! Allah beni sana fedâ etsin!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, yerden bir ağaç dalı alıp:
“Ey Ebu Talha! Bunu da iyi bir ok olarak at!” buyurdu. Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir okçu idi. Uhud günü iki-üç yay kırmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselâm, yanından ok dolu çanta ile kimin geçtiğini görse, ona:
“Ok çantanı Ebu Talha'ya boşalt!” buyurmakta idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm onun arkasından müşriklere bakmak için yükselip başını kaldırdıkça, Ebu Talha:
“Ya Rasûlallah! Babam anam sana feda olsun! Yükselme! Belki sana müşriklerin oklarından birisi değer. Benim göğsüm senin göğsüne siper olsun. Sana değecek, bana değsin!” derdi.
Sa'd b. Ebi Vakkas derki:
“Resûlullah Aleyhisselâm, beni önüne oturttu. Ok atmaya başladım. Her atışta:
'Allah'ım! Atacağım ok, senin okundur. Onu düşmanına eriştir!’ diyordum.
Resûlullah Aleyhisselam da:
'Allah'ım! Dua ettiği zaman, Sad'ın duasını kabul et! Allah'ım! Sad'ın atışını, okunu doğrult!
Ey Sa'd! Babam anam sana feda olsun! Durma at!' buyuruyordu.
Hiçbir ok atmadım ki, Resûlullah Aleyhisselâm: 'Allah'ım! Onun atışını doğrult! Duasını kabul et! Ey Sa'd! Durma, at!’ buyurmamış olsun.
Ok çantam boşalınca, Resûlullah Aleyhisselâm kendi çantasındaki okları da birer bireryayıma yerleştirip attırdı.
Okları yaya yerleştirmekte, o herkesten daha çabuk ve gayretliydi. O bana okları veriyor ve: 'At! Babam anam sana fedâ olsun!' diyordu. Nihâyet, bana kanatsız bir oku verdi ve: 'At bunu da!' buyurdu.”
1 Kastalanî, Mevâhib, c:1, s:125 ↩ mətnə qayıt
2 Vakıdî, Megâzî, c:1, s: 243; Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c:3, s:239,346; Hakim, Müstedrek, c:3, s:26 ↩ mətnə qayıt
Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel