HizmetKitap
Axtarış

© 2026 Hizmet Kitap – Bütün hüquqlar qorunur.

/Hz. Muhammed’in (sas) Mucizeleri -1/BİRİNCİ BÖLÜM/SÜNNETULLAH VE ŞUZÛZÂT
Hizmet Kitabxanası
  • Hz. Muhammed’in (sas) Mucizeleri -1
  • TAKDİM
  • BİRİNCİ BÖLÜM
  • MU’CİZENİN ŞARTLARI
  • Harikulade Olması
  • Peygamberlerin Doğruluğuna Delâlet Etmesi
  • Peygamberlerin Elinde Zuhur Etmesi
  • İddiâya Uygun Olarak Zuhur Etmesi
  • Mu’cizenin Peygamberi Yalanlamaması
  • Peygamberliğinden Önce ve Sonra ki Hadiseler
  • SÜNNETULLAH VE ŞUZÛZÂT
  • MU’CİZEYİ KABUL ETMEDE ZORLANANLAR
  • MU’CİZE YERİNDE KULLANILAN TABİRLER
  • Âyetlerde Geçen Kelimeler;
  • Âyet:
  • Beyyine:
  • Burhan:
  • Hadîslerde Geçen Kelimeler
  • MU’CİZE TARİFİNDE Kİ İHTİLÂFLAR
  • İDRAK EDİLMELERİ AÇISINDAN MU’CİZELER
  • Hissî Mû’cizeler:
  • Haberî Mû’cizeler
  • Aklî Mû’cizeler
  • İrhâsât Mu’cizeleri
  • GAYELERİ BAKIMINDAN MU’CİZELERİN ÇEŞİTLER
  • Hidayet Mû’cizeleri
  • Yardım Mû’cizeleri
  • Helâk Mû’cizeleri
  • Mu’cizeler Allah’ın Kuvvet-Kudret ve Meşietini Gösterir
  • Mu’cizeler Peygamberlerin Doğruluğunun Tasdikidir
  • Mu’cize İnsan Aklının Sınırlılığını Gösterir
  • Ümmetlerine Hedef Gösteren Mu’cizeler
  • Peygamber Mu’cizelerinin İlim ve Fenlere İşâret ve Teşviki
  • MU’CİZELER PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİNE VESİLEDİR
  • PEYGAMBERLERİN MU’CİZEYE İHTİYACI
  • Hz. MUHAMMED ALEYHİSSELAM’IN MU’CİZELERİNİN TAKSİMİ
  • İkinci kısım: İstikbalde ihbar ettiği hâdiselerdir ki Cenab-ı Hakkın talimiyle o da haber vermiş, haber verdiği gibi doğru çıkmıştır.
  • Aklî mu’cizeler ki; bunların en başında Kur’ân-ı Kerîm gelir.
  • Hissî ve kevnî mu’cizeler: Bu mu’cizeler, duyu organları ile idrak edilen maddî mu’cizelerdir. Bunlar da kendi içerisinde iki kısma ayrılır.
  • Haberî Mu’cizeler ki; bunlar Efendimiz aleyhisselâm’ın gayb ile alâkalı verdiği haberleri ihtiva eden mu’cizelerdir. Bunlar da; geçmiş peygamberlerden ve olaylardan bahsetmesi, gelecekte olanları bilmesi ve bildirmesi olarak kendi içerisinde iki ayrı grupta mutâlâa edilmişlerdir.
  • İKİNCİ BÖLÜM
  • ΙΙΙ-] HZ. MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN GAYBDAN HABER VERME MU’CİZELERİ
  • KAYNAKÇA
  • YAZARI ve KİTAPLARI HAKKINDA
  • Hz. Muhammed’in (sas) Mucizeleri -2

SÜNNETULLAH VE ŞUZÛZÂT

Tabiatta ki hiç bir zaman değişmeyen sabit kanunlar vardır ki, bunlara “Sünnetullah” denir. Sünnetullah Allah’ın kurdretini, baki olduğunu,ezeliyet ve ebediyetini gösterir.

Her kanunun, bir de kanun dışısı vardır ki, bunlara da “Şuzȗzât-ı Kanûniye” denir. Bu kanun dışı kanunlar Allah’ın “irade ve meşietini” gösterir.

İşte peygamberlerin göstermiş olduğu mu’cizeler, tabiattaki sünnetullah’ın şuzȗzâtıdır. Kanunların kanun dışısıdır. Kanunların istisnasıdır ki, “istisnalar kaideyi bozmaz diye” ifade edilen bir prensip de vardır.

Bu kanun dışı kanunların, Allah’ın irade ve meşietini göstermesi itibari ile, tabiat da misalleri vardır. Meselâ; her son baharda ağaçlar yapraklarını dökerler. Fakat bazı ağaçlar vardır ki, yapraklarını dökmezler. Allah, bu icraati ile demek istiyor ki; “Ben ağaçların yapraklarını dökmeye mecbur değilim, istersem, istediğim ağaçların yapraklarını dökmeyebilirim.

İki başlı yaratılan insanlar, gözleri tepesinde olan insanlar, altı ayaklı yaratılan koyunlar, on iki parmaklı yaratılan insanlar… Misalleri çoğaltabiliriz. Bütün bunlar Allah’ın meşiet ve iradesini gösterir.

İşte peygamberlerin mu’cizeleri de, Allah’ın yaratmasıyla meydana gelen, Allah’ın irade ve meşietini gösteren kanun dışı, fevkalade kanunlardır. Bu fevkalade kanun dışı kanunlar da, insanlar yapmaktan ve yaratmaktan aciz olduklarından onlara da bir manası ile mu’cize denebilir.

Peygamberlerin elinden meydana gelen, Şuzȗzât-ı Kanuniye dediğimiz istisnaî kanunlar olarak meydana gelen mu’cizeyi de muhakkak ki Allah yaratır. Allah, yarattığı tabiat kanunlarını kendisine boyun eğdiğini, öte yandan irade ve kudretinin sınırsız, bütün fiillerde hür, netice itibari ile de, dilediğini yapan, yaratan bir varlık olduğunu bize anlatmaktadır.

Allah’ın varlık ve birliğine ait delilleri serdedip, Allah’ın varlığını ispatladığımız gibi, peygamber olan zat’ın peygamberliğine ait delilleri ifade edip, mu’cizeleri ile beraber onun peygamberliğini ispat etmeliyiz.

İnsanların peygamberlere ihtiyacı olduğu gibi, peygamberlerin de peygamberliğini halka kabul ettirmesi için mu’cizelere ihtiyacı vardır.

Kelâmcılar bu hususta şöyle bir misâl verirler: Hükümdarların huzurunda, onun elçisi olduğunu iddia eden kimse, emri altındakilere, “doğruluğumun delili, hükümdarlara: ‘Eğer doğru söylüyorsam, yerinden üç defa kalk ve otur’, demem olacaktır” der, Sonra da hükümdarlar bu dediklerini yapar ve oradakiler de bu davranışın, hükümdarın âdeti olmadığını bilirse, o zaman bu fiil, elçiyi, “doğru söylüyorsun” demek gibi tasdik etmek manasına gelir. İşte mu’cizede durum böyledir.

Bu hususu Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Efendimizin peygamberliğinin mu’cizeye ihtiyacı vardır” manasında şu hususu ifade eder:

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş, Kur'ân-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş… ve ehl-i tahkikin yanında bine kadar mu’cizât-ı bâhireyi göstermiştir. O mu’cizat, heyet-i mecmuasıyla, dâvâ-yı nübüvvetin vukuu kadar vücutları kat'îdir. Kur'ân-ı Hakîmin çok yerlerinde en muannid kâfirlerden naklettiği sihir isnad etmeleri gösteriyor ki, o muannid kâfirler dahi mu’cizâtın vücutlarını ve vukularını inkâr edemiyorlar. Yalnız, kendilerini aldatmak veya etbâlarını kandırmak için -hâşâ- sihir demişler.

Evet, mu’cizât-ı Ahmediyenin Aleyhisselatu Vesselam yüz tevatür kuvvetinde bir kat'iyeti vardır. Mu’cize ise, Hâlık-ı Kâinat tarafından, onun dâvâsına bir tasdiktir, ”sadakte” hükmüne geçer. Nasıl ki, sen bir padişahın meclisinde ve daire-i nazarında desen ki, “Padişah beni filân işe memur etmiş.” Senden o dâvâya bir delil istenilse, padişah “Evet” dese, nasıl seni tasdik eder. Öyle de, âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse, “Evet” sözünden daha kat'î, daha sağlam, senin dâvânı tasdik eder.

“Ben, şu kâinat Hâlıkının meb'usuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltimasımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamere bakınız, bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız, beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız, iki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte, iki yüz, üç yüz adamı tok ediyor.”

Ve hâkezâ, yüzer mucizâtı böyle göstermiştir.

Şimdi, şu zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti, yalnız mucizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef'âli, ahval ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini ispat eder. Hattâ, meşhur ulema-i Benî İsrailiyeden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok zatlar, yalnız o Zât-ı Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın simasını görmekle, “Şu simada yalan yok; şu yüzde hile olamaz” diyerek imana gelmişler.

Çendan muhakkıkîn-i ulema, delâil-i nübüvveti ve mucizâtı bin kadar demişler; fakat binler, belki yüz binler delâil-i nübüvvet vardır. Ve yüz binler yolla yüz binler muhtelif fikirli adamlar, o zâtın nübüvvetini tasdik etmişler. Yalnız Kur'ân-ı Hakîmde kırk vech-i i'câzdan başka, nübüvvet-i Ahmediyenin Aleyhisselatu Vesselam bin burhanını gösteriyor.

Hem madem nev-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüz binler zat, nübüvvet dâvâ edip mu’cize gösterenler gelip geçmişler. Elbette, umumun fevkinde bir kat'iyetle, nübüvvet-i Ahmediye Aleyhisselatu Vesselam sabittir. Çünkü, İsâ Aleyhisselâm ve Mûsâ Aleyhisselâm gibi umum resullere nebî dedirten ve risaletlerine medar olan delâil ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmda daha ekmel, daha câmi bir surette mevcuttur.

Madem hükm-ü nübüvvetin illeti ve sebebi, zât-ı Ahmedîde Aleyhisselatu Vesselam daha mükemmel mevcuttur. Elbette, hükm-ü nübüvvet, umum enbiyadan daha vâzıh bir kat'iyetle ona sabittir”

Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “nübüvvetin mu’cize göstermeye ihtiyacı vardır” manasında şu tespiti ifade eder:

‘‘İnsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve latif bir mizac ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ: İnsan en müntehab şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, zînetli şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir maîşet ve bir şerefle yaşamak ister. Şu meyillerin iktizası üzerine yiyecek, giyecek ve sair hacetlerini istediği gibi güzel bir şekilde tedarikinde çok san'atlara ihtiyacı vardır. O san'atlara vukufu olmadığından, ebna-yı cinsiyle teşrik-i mesaî etmeye mecbur olur ki; herbirisi, semere-i sa'yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.

Fakat insandaki kuvve-i şeheviyye, kuvve-i gadabiyye, kuvve-i akliyye Sâni' tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüz'-i ihtiyarîsiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelâtta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-ı insaniye çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki; ferdler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.

Sonra o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci, bir sahib lâzımdır. O merci ve o sahib de, ancak Peygamberdir. Peygamber olan zâtın da, zâhiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hâlık ile olan derece-i münasebet ve alâkasını göstermek için de, bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mu'cizelerdir.”

Daha önce beraber oldukları insanlardan bir insan, ‘‘Ben peygamberim, Allah tarafından size peygamber olarak gönderildim.” diyerek ortaya çıkıyor. Hayatlarını beraber geçirdikleri o insanlar, haklı olarak diyeceklerdir ki, ‘‘Senin peygamber olduğunu, Allah tarafından gönderildiğini biz nereden bilelim?”

İşte insanların bu sorularına karşı, peygamberin peygamber oluşunu, gösterdikleri mu’cizeleri ile delillendirmiş olacaklardır. Zira, delile dayanmayan her iddia reddedilecektir.

Ayrıca, hak peygamber ile yalancı arasında ki fark ancak bu mu’cize ile anlaşılmış olacaktır. Hz. Allah’ın Yalancı birini tasdik etmesi imkansız bulunduğuna göre mu’cize, O’nun ‘‘Kulum iddiasında doğrudur” sözü yerine geçecektir.

Mu’cize, peygamberlik iddiasında bulunan zat’ın peygamber oluşunu delilidir. İşte bu sebeple kelâmcılar; “ Mu’cize olmaksızın bir sözüne tasdik etmek vacip değildir.” diye hüküm vermişlerdir. Nitekim her peygambere, kendisine inansınlar diye mu’cizeler verilmiştir. Kur’an-ı Kerim de bu hususa işaret eden ayetler vardır.

Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam şöyle buyurmuştur: “Hiçbir peygamber yoktur ki, kendisine insanların inanacağı kadar âyet (mu’cize) verilmemiş olsun.”

Bir peygamberin gerçekte peygamber olup olmadığının tespiti için mu’cizeye ihtiyaç vardır. Her ne kadar hakikati görenlerin, peygamberlik iddiasında doğru olan ile yalancıyı tefrik etmesi mümkün ise de, genellikle insanlar için bir karıştırma söz konusu olabilir. Bu durumda hak peygamber, yalancı şahıslardan nasıl ve ne şekilde ayırt edilebilecektir. Bu mevzuda delillere ihtiyaç vardır. Şurası muhakkaktır ki delil olmadan menfî ya da müspet herhangi bir karara varılamayacağı açıktır. Bu ölçüler çerçevesinde, peygamber olan zât, iddiasında doğru olduğunu ispat etmek için delil getirmek mecburiyetindedir. İşte peygamberlerin getirdiği bu delil’e “Mu’cize” adı verilmektedir. Kur’an-ı Kerim bu hususa Mu’cize manasında (ayet) diyor.

Efendimiz aleyhisselam döneminde peygamberlik iddia eden Müseylimetü’l-Kezzap, Mu’cize gösteremediği için kezzaplığı ortaya çıkmıştır.

Gözümüz ile gördüğümüz gibi, tabiatta devam edegelen bir düzen vardır. Müşaade ettiğimiz bu düzen ve hadiselerin belli bir adet üzere birbirini takip etmesi, ilmin temel prensipleri arasında görülüyor. Bunun yanında Hz .Allah’ın, her şeyi, ilmi, iradesi ve kudreti ile kuşatmış olduğu hakikati da tevhid inancının esaslarındandır.

Mu’cize, Allah’ın tabiata irade ve meşieti ile istediği an müdahele ettiği ve buna bağlı olarak tabiatta hüküm süren kanunların zorunlu olmadığı hususu ile alakalı çok önemli ve hassas bir meseledir.

∞∞

1 Fetih:23 ↩ mətnə qayıt

2 Bediuzzaman, Said Nursi, Sözler,16. Sözün zeyli ↩ mətnə qayıt

3 Yasin:82 ↩ mətnə qayıt

4 Tekvir:29 ↩ mətnə qayıt

5 Hûd:107 ↩ mətnə qayıt

6 Şehristânî, Nihâyetü’l-İkdam, s:422 ↩ mətnə qayıt

7 Bu husus, “Peygamberliğe Yapılan İtirazlar” kitabında genişçe anlatılmıştır. ↩ mətnə qayıt

8 Curcânî, Şerhu’l-Mevakıf, c:3; s:182 ↩ mətnə qayıt

9 Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim, c:1, s:2. ↩ mətnə qayıt

10 Tirmizî, Kıyâme:42; İbni Mâce, İkâme:174 ↩ mətnə qayıt

11 Hatîb-i Tebrizî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, c:3: s:122 ↩ mətnə qayıt

12 Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 19.Mektup, 2.Nükteli İşaret, s:87 ↩ mətnə qayıt

13 Bediüzzaman Said Nursi, İşaratül-İ’caz, Syf:86 ↩ mətnə qayıt

14 Cezâirî, Cevahiru’l-Kelâmiyye, s:26-27; Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 19.Mektup 2.Nükteli İşaret, s:87 ↩ mətnə qayıt

15 Taftâzânî, Şehrül Âkaid, s:166 ↩ mətnə qayıt

16 Âl-i İmran: 49; A’raf:73; Taha:22; Hûd:28,53,63; Maide:110, Fâtır:25; Kasas:32 ↩ mətnə qayıt

17 Buharî, Fedailü’l-Kur’an,1; Müslim, el-iman:239 ↩ mətnə qayıt

18 Âl-i İmran:49; A’raf:73; Yunus:20; Taha:22 ↩ mətnə qayıt

Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel

Əvvəlki bölməPeygamberliğinden Önce ve Sonra ki HadiselerNövbəti bölməMU’CİZEYİ KABUL ETMEDE ZORLANANLAR