Hissî Mû’cizeler:
İnsanların duyularına hitap eden hârikulâde olaylardır. Bunlara tabiatla ilgileri sebebiyle “kevnî mû’cizeler” de denir.
Kur’an’da belirtildiğine göre hissî mû’cizeler geçmiş peygamberlerin elinde ortaya çıkmıştır. Hz. Sâlih’in devesi, Hz. Mûsâ’nın asâsının yılana dönüşmesi ve elinin parıltılı bir ışık vermesi, Hz. Îsâ’nın kuş şekline soktuğu çamuru canlandırması, ölüleri diriltmesi, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirmesi gibi.
Bunlar tabiat kanunlarını aşan ve Allah’ın müdahalesini gösteren ilâhî fiiller olup iradelerini kullananların iman etmesini sağlar.
Hissî mû’cizeler peygamberin yaşadığı zaman ve mekânla sınırlıdır. Sonraki nesillerin onları tasdik etmesi haberin bilgi kaynağı olmasıyla gerçekleşir.
İslâm âlimleri, Hz. Muhammed’e verilen en büyük mû’cizenin Kur’ân-ı Kerîm olduğu hususunda fikir birliği içindedir, ancak ona hissî mû’cizelerin verildiğini de kabul ederler. Kur’an’da yoruma açık birkaç tanesi dışında Resûlullah’a nisbet edilen hissî mûcizelerin hiçbiri tevâtür yoluyla sabit olmamıştır. Bu rivâyetlerin hidayet mû’cizesinden ziyade İslâm’ı benimsemiş kimseler için itminan verici nitelik taşıdığını söylemek daha isabetli görünmektedir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri burada hissi Mu’cizeler diye ele alınan hususları kevnî Mu’cizeler ile de iç içe ele almıştır. Tabiat dünyasında gördüğümüz hârikulâde, sebepler üstü Allah’ın icraatlarını peygamberlerin Mu’cizeleri ile de yanyana getirerek anlatmıştır.
Bu kevli Mu’cizeler, aynı zamanda peygamberlerin Mu’cizelerinin delili olarak da kabul edilebilir. Şöyle demektedir:
“Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillâh der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder.
Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.
Demek herbir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.
Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.
Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.
Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:
En güvendiğin salâbet ve harâret dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ Aleyhisselam gibi “(Bir zaman da, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı) biz de ‘Asânı taşa vur demiştik” emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a'zâ-yi İbrahim Aleyhisselam gibi ateş saçan hararete karşı “(Ateşe şöyle ferman ettik biz:) Ey ateş! Dokunma ibrahim’e! Serin ve selametli ol o’na” âyetini okuyorlar.”
1 Hûd:64-68; Şems:11-15 ↩ mətnə qayıt
2 A‘râf:107-108, 117-122; Tâhâ:19-22, 67-70 ↩ mətnə qayıt
3 Âl-i İmrân:49; Mâide:110 ↩ mətnə qayıt
4 Bakara:60 ↩ mətnə qayıt
5 Enbiya:69 ↩ mətnə qayıt
6 Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 1.Söz ↩ mətnə qayıt
Mənbə: Herkul.org · Necdet İçel