Münâfıkların Peygamberimiz Aleyhisselâma Tuzak Kurmaları
Peygamberimiz Aleyhisselam, Tebük’ te ondokuz gece kadar kalıp, İslam mücâhidleriyle birlikte oradan ayrılıp Medine’ye yöneldi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm Medine’ye doğru ilerlerken, yolun bir kesiminde münâfıklardan bazıları dar boğazda tuzak kurup Peygamberimiz Aleyhisselâmı düşürmeyi aralarında tasarladılar.
Bunun için hazırlandılar, peçelendiler, maskelendiler.
Onların yapmak istedikleri şey Peygamberimiz Aleyhisselâma haber verildi.
Yokuşa, boğaza erişildiği ve mücahidler de birlikte oradan girmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselâm onlara: “Siz vadi yolunu tutunuz! Orası sizin için daha kolay, daha geniştir!” buyurdu ve:
“Resûlullah yokuş, boğaz yolunu tutmuş bulunuyor. Hiç kimse o yolu tutmayacak!” diye nida ettirdi.
Mücâhidler, vadi içine doğru gittiler.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, yokuş yoldan giderken, devesinin yularından çekmesini Ammar b. Yasir’e, devesinin arkasından sürmesini de Huzeyfe b. Yeman’a emretti.
Peygamberimiz Aleyhisselâm devesinin yularını Huzeyfe b. Yeman’a çektirdiği ve devesini arkasından Ammar b. Yasir’e sürdürdüğü ve bunu nöbetle yaptırdığı da rivâyet edilir.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, devesinin üzerinde giderken uyuklamaya başladığı sırada, arkalarından gelen bazı kimselerin: “Onu hayvanından bir düşürebilsek boynu kırılır, biz de kendisinden kurtulur, rahatlaşırız!” dediklerini işiten Huzeyfe b. Yeman, hemen yüksek sesle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak Peygamberimiz Aleyhisselâmı uyandırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Kim bu?” diye sordu.
Huzeyfe b. Yeman: “Huzeyfe!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam: “Arkadakilerin söylediklerini işittin mi?” diye sordu.
Huzeyfe b. Yeman: “Evet! İşittim! Zaten onlarla senin arana bunun için girip yürüdüm” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, o münâfıkların yüz geri edilmelerini emretti.
Huzeyfe b. Yeman, dönüp onların hayvanlarının yüzlerine elindeki değnekle çarpıverip durunca, hayvanlar geri döndüler.
Allah onların kalplerine korku düşürdü. Kurdukları tuzağın Peygamberimiz Aleyhisselâma açıklandığını sandılar. Hemen yokuştan inip halk arasına karıştılar.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Huzeyfe b. Yeman’a: “Bu süvarilerin herhangi birini tanıyabildin mi?” diye sordu.
Huzeyfe: “Ya Rasulallah! Hayvanların filana, filana ait olduğunu tanıdımsa da, adamlar yüzlerini örttükleri ve gece de karanlık olduğu için, kendilerini iyi göremedim, teşhis edemedim” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ammar b. Yasir’e de: “Sen o cemaatı tanıyabildin mi?” diye sordu.
“Bindikleri hayvanların hepsini tanıdım. Fakat üzerindekiler maskelemiş idiler!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Onlar ne yapmak istiyorlardı?” diye sordu.
Ammâr b. Yasir: “Allah ve Resulu daha iyi bilir!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Onlar devesini ürkütüp Resulullahı düşürmek istiyorlardı! Onlar benimle birlikte biraz gidip dar boğaz yokuşuna varınca beni oradan aşağı yuvarlama tuzağı kurmuşlardı!
Allah bana onların ve babalarının isimlerini haber verdi. Ben onları sana bildireyim. Onlar, filan, filan kişilerdir!” diyerek o münafıkların isimlerini birer birer saydıktan sonra, “Bunu sakın hiç kimseye haber verme!” buyurdu ve:
“Ey Allah’ım onları debile ile vur!” diyerek dua etti.
Huzeyfe ile Ammâr: “Debîle nedir?” diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “O öyle bir ateş alevidir ki; onlardan birinin kalb damarının üzerine düştü mü, onu mahakkak öldürür. O ateşten bir kandildir ki, onların omuzlarında meydan gelip, sıcaklığı göğüslerini sarar!
Ashabın içinde oniki münâfık var! Onların içinde de sekizi vardır ki, bir alev parçası kendilerinin hakkından gelir! Deve iğne deliğine girmedikçe, onlar Cennete giremez ve onun kokusunu bile duyamazlar! Onlar, dünyada da , şahitler dikileceği ahiret gününde de Allah’a ve Rusulune harp açmış kişilerdir!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselâmın oniki münafıktan dördü hakkında buyurduğu şey, akılda tutulamamıştır.
Münafıklar yokuşta Peygamberimiz Aleyhisselâmın devesini ürküttükleri zaman, devenin üzerinden kamçı, ip gibi şeyler yere düşmüş, Hamza b. Amr el-Eslemî tarafından toplanmıştı.
Sabaha çıkınca, Useyd b. Hudayr: “Yâ Rasûlallah! Dün gece seni vadi yoluna girmekten alıkoyan ne idi? Oysa ki, bu yol, boğaz ve yokuş yoldan daha rahat ve kolay idi?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Yâ Ebâ Yahya! Dün gece münafıkların yapmak istedikleri şeyi biliyor musun? ‘Dar boğazda, yokuşta onu gece karanlığı bürüyünceye kadar izleyelim!’ dediler.
Karanlık basınca, devemin yular ve kolanını kesecekler, üzerinden beni yere düşürünceye kadar, ona vurup duracaklardı!” buyurdu.
Useyd b. Hudayr: “Yâ Rasûlallah! Konakladıkları zaman halkı topla!
Bu cinayete teşebbüs etmiş olan adamları öldürmelerini her kabileye emret! Onlar kendi kabilelerinden olan adamları öldürsünler!
İstersen, onların kimler olduğu bana bildir! Seni hak (din ve Kitap)la peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki; çok geçmez, onların başlarını keser, sana getiririm!
Eğer onlar Nabt oğulları içinde bulunuyorsa, senin adına, onlarından hemen hakkından gelirim.
Hazreclerin ulu kişisine, büyüğüne de emret! O da, senin adına, kendi tarafındaki kişilerin hakkından gelir!
Yâ Rasûlallah! Bunlar gibi kişiler, yaptıklarıyla bırakılacaklar mı? Onlar bugün az, hakir ve düşkün durumdadırlar. İslâmiyet ise yayılmış, yerleşmiş bulunuyorken, biz daha ne zamana kadar onların yüzüne güleceğiz!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Halkın ‘müşriklerle arasındaki savaş sona erince, Muhammed ashabını öldürmeye, el uzatmaya başladı!’ diye yaygara koparmalarını sevimsiz görüyor, hoş görmüyorum!” buyurdu.
Useyd b. Hudayr: “Ya Rasulallah! Bunlar senin ashabın değiller ki!” dedi
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Onlar ‘Lailahe illallah’ diyerek şehadetlerini açıklamış değiller mi?” diye sordu.
Useyd b. Hudayr: “Evet! Ama bu onlar için gerçek şehadet değil ki!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Biz onları öldürmekten men edilmiş bulunuyoruz!” buyurdu.
1 İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c:3, s:10; Vâkıdî, Megâzî, c:3, s:1015,1042; Beyhakî, Delâil, c:5, s:256; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c:5, s:453; Halebî, İnsânu'l-uyûn, c:3, s:120; Ebu Nuaym, Delâil, c:2, s:528; Müslim, Sahih, c:4, s: 2144 ↩ back to text
Source: Herkul.org · Necdet İçel