Meleklerin İslam Mücâhidlerine Nasıl Yardım Ettikleri?
Bedir savaşında; leğenlerin içine düşen ufak ve sert taşların çıkardıkları mâdenî sesler gibi, gökten yere sesler gelmeye başladı!
Bu sesler, müşriklerin önlerinde ve arkalarında çınlamakta, yüreklerini titretmekte idi.
∞
Abdullah b. Abbas'a, Gıfâr oğullarından bir zât şöyle anlatmıştır “Amcamın oğlu ile gelip dağa çıkmıştık ki, dağın üzerinden Bedir görünüyordu.
O zaman, ikimiz de müşriktik.
Çarpışmada kimin yenileceğini gözetliyor, yenenlerle birlikte biz de yağmalayalım diye bekliyorduk.
Dağda bulunduğumuz sırada idi ki, bize yaklaşan bir bulutun içinde atların kişnemelerini işittik!
Ben, birisinin:
'Hayzum! İleri! ( Cebrail aleyhisselamın atının adıdır.) dediğini de işittim.
Amcamın oğlu, korkudan yüreğinin zarı yırtılıp, olduğu yerde ölüverdi! Ben de az kalsın ölecektim, kendimi zor tuttum!”
∞
Gıfârî, Bedir'de bulutun altındaki yere kadar gidip Peygamberimiz Aleyhisselâmla ashabını görmüş, fakat onların yanında buluttan işittiği şeylerden hiçbirini göremediğini söylemiştir.
∞
Bedir savaşında bulunanlardan Ebu Useyd Mâlik b. Rebia da:
“Eğer bugün Bedir'de olsaydım ve gözüm de yanımda görür halde bulunsaydı, ben size meleklerin çıkıp geldikleri dağ boğazını muhakkak gösterirdim! Bunda şek ve şüphe etmiyorum!” demiştir.
∞
İslâm mücahidlerine yardıma gelen melekleri, kaçan ve esir edilen müşriklerden görenler ve anlatanlar da vardır.
Huvaytıb b. Abduluzzâ der ki:
“Ben Bedir'de müşriklerle birlikte bulunmuş, ibret verici şeyler görmüş, melekleri görmüştüm ki, onlar gökle yer arasında Kureyşîleri öldürüyor, esir ediyorlardı.
O zaman, kendi kendime: 'Bu adam (Muhammed Aleyhisselâm) muhakkak Allah tarafından korunuyor!’ dedim. Gördüğüm şeyleri hiç kimseye anmadım.”
∞
Süheyl b. Amr da: “Bedir günü, gökle yer arasında alaca atlar üzerinde ak benizli ve sarıklı adamlar gördüm ki, onlar bizleri öldürüyorlar ve esir ediyorlardı!” demiştir.
∞
Hakîm b. Hizam da; Bedir günü, semadan ufku kaplayan alaca kilim gibi birşeyin vadiye düştüğünü ve dikkat edince, vadide siyah karınca seli gibi meleklerin aktığını gördüklerini ve bunun da gökten Muhammed Aleyhisselâmın desteklendiğini gösteren birşey olduğunun kalbine doğduğunu söylemiştir.
∞
Ebu Davud el-Mâzinî der ki: “Bedir gününde, müşriklerden bir adamı, vurup öldüreyim diye takip ettim.
Kılıcım daha onun başına erişmeden, başının yere düştüğünü gördüm! Anladım ki; onu benden başkası öldürdü!”
∞
Sehl b. Huneyf de: “Bedir gününde, herhangi birimiz bir müşrikin başına kılıcımızı vuracağımız zaman, kılıcımız daha onun başına erişmeden, başının bedeninden yere düştüğünü görüyorduk!” demiştir.
∞
İbn Abbas'ın bildirdiğine göre; “O gün (Bedir günü), Müslümanlardan birzât, önündeki müşriklerden bir adamın arkasından koşarken, onun üzerinde birdenbire bir kırbaç darbesi işitti ve bir süvarinin de:
'İlerle ey Hayzum!' diye seslendiğini işitti. Bir de önündeki müşrike bakınca, onun boylu boyunca yere serilmiş, bumunun berelenmiş, yüzününkırbacın vurduğu şekilde-yanlmiş olduğunu gördü!
Ensarî gelip hadiseyi Resûlullah Aleyhisselâma anlattı.
Resûlullah Aleyhisselam: 'Doğru söyledin! Bu, semadan gelen üçüncü imdaddandır!’ buyurdu.”
∞
Sâib b. Ebi Hubeyş:
“Vallâhi, beni halktan hiç kimse esir etmedi!” deyince, kendisine:
“Öyleyse seni kim esir etti?” diye sorulmuştu.
Sâib: “Kureyşîler bozguna uğrayınca, ben de onlarla bozguna uğradım. Uzun boylu, ak benizli, gökle yer arasında, kır at üzerinde bir adam yetişip beni bağladı.
Abdurrahman b. Avf gelip beni bağlı bulunca, Müslümanlara: 'Bu, kimin esiri!' diye seslendi.
Hiç kimse beni esir ettiğini söylemedi.
Nihayet beni Resûlullah Aleyhisselâma kadar götürdüler.
Resûlullah Aleyhisselm, bana: 'Ey Ebu Hubeyş! Seni kim esir etti?' diye sordu.
'Bilmiyorum!' dedim. Gördüğümü söylemek istemedim.
Resûlullah Aleyhisselâm:
'Seni meleklerden şerefli bir melek esir etti! Ey İbn Avf! Al git esirini!' buyurdu.”
∞
Hz. Ali derki:
“Bedir harbi sırasında, Abbas b. Abdulmuttalib'i Ensardan kısacık boylu bir zât esir edip Resûlullah Aleyhisselâmın yanına getirince, Abbas:
'Yâ Rasûlallah! Vallahi beni bu adam esir etmedi.
Beni insanların en güzel yüzlüsü, başının saçı iki yana ayrılmış, kır bir ata binmiş, şu cemaat arasında göremediğim bir kimse esir etti!' dedi.
Ensârî: 'Yâ Rasûlallah! Onu ben esir ettim!' diyerek ısrar edince, Peygamberimiz Aleyhisselâm, ona:
'Sesini çıkarma! Allah seni şerefli bir melekle destekledi!' buyurdu.”
Hz. Abbas'ı esir ettiğini söyleyen zât, Ensardan Ebu'l-Yeser Ka'b b. Amr olup, kendisi çelimsiz, kısa boylu idi. Hz. Abbas ise gövdeli, iri yarı idi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Ebu'l-Yeser'e:
“Ey Ebu'l-Yeser! Abbas'ı sen nasıl esir edebildin!” diye sordu. Ebu'l-Yeser:
“Yâ Rasûlallah! Onu esir edebilmek için, ne bundan önce, ne de bundan sonra hiç görmediğim bir zât bana yardımda bulundu. Onun şekil ve şemâili şöyle şöyle idi!” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Sen Abbas'ı esir alırken, Allah sana şerefli bir melekle yardım etmiş!” buyurdu.
Ebu'l-Yeser Hz. Abbas'la karşılaştığı zaman, o, ayakta donmuş gibi duruyordu.
Ebu'l-Yeser, ona: “Resûlullah Aleyhisselâm seni öldürmekten bizi nehy buyurdu” deyince, Hz. Abbas “Bu, onun akraba hakkını ilk gözetmesi, onlara ilk iyiliği değildir!” dedi.
∞
Peygamberimiz Aleyhisselâmın azadlısı Ebu Râfi’ der ki: Kureyşlilerden Bedir seferine katılanların uğradıkları musibetin haberi Ebu Leheb'e gelince, Allah onu zelil ve hakir kıldı.
Biz de kendimizde kuvvet ve izzet bulduk.
Ben zayıf, cılız bir kimse idim. Oklar yapar, onları Zemzem'in yanındaki çadırımda yontardım.
Yine, biraz orada oturup oklarımı yontuyordum. Yanımda da Ümmü Fadl oturuyordu.
Gelen haberin bizi sevindirdiği bir sırada, Ebu Leheb iki ayağını şerle sürüyerek geldi ve çadırın bir tarafına oturdu. Kendisinin sırtı, benim sırtıma karşı idi.
O sırada, halk: 'İşte, Ebu Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib geldi! dediler. Ebu Leheb, ona:
'Yanıma gel! Hayatıma andolsun ki; haber muhakkak sendedir!' dedi. Ebu Süfyan gelip onun yanına oturdu. Halk da ayakta dikildiler.
Ebu Leheb: 'Ey kardeşimin oğlu! Bana haber ver: Kureyş halkının işi nasıl oldu?’ diye sordu.
Ebu Süfyan: 'Vallâhi, biz, karşılaştığımız kavme omuzlarımızı, arkalarımızı teslim ettik: Onlar bizi nasıl istedilerse öyle öldürdüler! Onlar bizi nasıl istedilerse öyle esir ettiler!
Vallâhi, bununla birlikte, Kureyş kavmini kınamadım: Gökle yer arasında alaca (kır) atlar üzerinde, ak benizli adamlarla karşılaştık ki, vallahi onlar hiçbir şeyi bırakmaz, onlara hiçbir şey de karşı koyamaz!' deyince, çadırımın kenarını elimle kaldırıp:
'İşte, vallâhi onlar meleklerdir!' dedim.
Ebu Leheb elini kaldırdı ve yüzüme sert bir şamar indirdi….
∞
1 Vakıdî, Megâzî, c:1, s:95,76-77 ↩ volver al texto
2 Hâkim, Müstedrek, c:3, s:492 ↩ volver al texto
3 Vakıdî, Megâzî, c:1, s:80 ↩ volver al texto
4 İbn Esir, Usdu’l-gabe, c:5, s:95 ↩ volver al texto
5 Hâkim, Müstedrek, c:3, s:409 ↩ volver al texto
6 Müslim, Sahih, c:3, s:1384-1385 ↩ volver al texto
7 Vakıdî, Megâzî, c:1, s:79 ↩ volver al texto
8 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c:1, s:117,353 ↩ volver al texto
9 İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c:4, s:74 ↩ volver al texto
Fuente: Herkul.org · Necdet İçel